ABD’nin Rusya Politikasında Değişim Ve “Doğu Avrupa Füze Kalkanı Projesi”

Makale

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Rusya politikası iki stratejiye dayandırıldı. Birincisi; sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinin “geri dönülmez” hale getirilmesi ve mümkün olduğu kadar kısa sürede tamamlanması. Tabi ki bu strateji sadece Rusya’yı değil, diğer tüm eski sosyalist ülkeleri kapsıyordu....

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Rusya politikası iki stratejiye dayandırıldı. Birincisi; sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinin “geri dönülmez“ hale getirilmesi ve mümkün olduğu kadar kısa sürede tamamlanması. Tabi ki bu strateji sadece Rusya’yı değil, diğer tüm eski sosyalist ülkeleri kapsıyordu. İkinci strateji, kapitalizme geçiş yapan Rusya’nın yeni bir “süper güç“ haline gelmesini engellemek idi. Bu strateji, Rusya’yı dünya kapitalist sistemi içinde ABD’ye ve ABD’nin müttefikleri olan Batı Avrupalı merkez kapitalist devletlere bağımlı bir “çevre kapitalist ülke“ye dönüştürmeyi amaçlıyordu.

Bu iki stratejinin gerçekleştirilebilmesi için 1990’lı yıllar boyunca Rusya’da radikal biçimde neo-liberal politikalar uygulamaya sokuldu. ABD, Batı Avrupa ülkeleri, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası tarafından neo-liberal politikalar önerildi ve önerilen bu politikalar Rusya’daki Boris Yeltsin yönetimi tarafından kabul edilip uygulandı. Uygulanan bu politikalar karşılığında Yeltsin yönetimi Batı’dan yoğun destek aldı. Bir başka ifadeyle, Batı desteği, Yeltsin yönetiminin uygulayacağı neo-liberal politikalara bağlandı.

Neo-liberal politikalar çerçevesinde kapsamlı özelleştirme programları uygulandı, esnek mal, sermaye ve emek piyasaları oluşturuldu, sosyal harcamalar azaltıldı ve eski sosyalist sitemden kalma geniş kapsamlı sosyal güvenlik ağı tasfiye edildi, iç ve dış ticaret serbestleştirildi, yabancı sermayenin girişi serbest bırakıldı ve bu yönde büyük teşvikler sağlandı, devletin ekonomiye müdahalesi azaltıldı.

Ayrıntısına girmeden kısaca bu şekilde özetleyebileceğimiz neo-liberal politikaların sonucu, Rusya ekonomisi, toplumu ve devleti için tam bir yıkım oldu: Dış ticaret açığı ve dış borç 1990’lı yıllar boyunca sürekli arttı, işsizlik kronikleşti, yoksulluk kitleselleşti, üretim kapasitesi dibe vurdu, özelleştirme politikası çerçevesinde kamu mülkiyeti ve zenginliği yağmalandı, küçültülen devletin yerini “mafya babaları“, yeni “para babaları“ ve ülkeye giriş yapan yabancı sermaye tekelleri aldı, devlet otoritesi çöktü.
1

Elbette bu kötü gidişata karşı çok geçmeden politik ve toplumsal muhalefet ortaya çıktı. Duma içinde muhalefet “Yurttaşlar Birliği“ adı altında örgütlendi. Bu gruba göre, merkezi devlet güçlendirilmeli ve ekonomide aktif rol üstlenmeliydi. Yurttaşlar Birliği muhalefeti kısa sürede hem Duma içinde hem de sokakta güçlendi. Kitlesel protestolar arttı. Yurttaşlar Birliği’nin önerileri doğrultusunda Duma, özelleştirmeleri yavaşlatan, yabancı sermayenin girişine kısıtlamalar koyan, devlet sübvansiyonlarının ve toplumsal harcamaların kısılmasını zorlaştıran yasaları 1993 yılı içinde kabul etti. Bunun üzerinde Yeltsin, Devlet Başkanlığı makamının kendisine tanıdığı yetkiyi kullanaraktan 21 Eylül 1993 tarihinde Anayasayı “geçici olarak“ askıya aldı ve Duma’yı dağıttı. Muhalefeti ezen Yeltsin iktidarı, 1990’ların sonuna kadar ABD merkezli Batı’nın önerdiği neo-liberal politikaları uygulamaya devam etti. Muhalefetin ezilmesine Batı destek verdi. Sözde “demokratik ve özgürlükçü“ Batı, Yeltsin’in, halkın oylarıyla seçilmiş olan Duma’yı dağıtmasını açıkça destekledi.
2

Böylece 1990’ların sonuna gelindiğinde ABD’nin Rusya politikasındaki iki strateji büyük ölçüde gerçekleşti: Birincisi; hızlı biçimde kapitalizme geçiş sağlandı ve ikincisi; Rusya, ABD’ye ve Batı Avrupalı merkez kapitalist devletlere bağımlı bir “çevre kapitalist ülke“ pozisyonuna düşürüldü. Fakat bu durum 2000’den itibaren değişmeye başladı.

Mayıs 2000’de göreve gelen Vladimir Putin yönetimi, ABD, Batı Avrupalı devletler, IMF ve Dünya Bankası tarafından önerilen neo-liberal ekonomi politikalarından uzaklaştı. Devlet otoritesini güçlendirmek amacıyla; merkezi yönetim ve hukuksal yapı güçlendirildi, organize suç örgütler çökertildi, yolsuzlukla mücadeleye büyük önem verildi ve Sovyetler Birliği’nden miras kalan Rus Ordusu modernize edildi. Ekonomiyi toparlamak ve kalkınmayı sağlamak amacıyla; sanayide ve altyapıda geniş kapsamlı devlet yatırımları gerçekleştirildi, yerli ve yabancı sermaye hareketleri üzerinde yeni kontrol mekanizmaları geliştirildi, enerji, iletişim, ulaştırma gibi stratejik sektörlerde özelleştirmelere sınırlama getirildi, yerli sanayiyi koruyacak biçimde ithalat rejimi yeniden düzenlendi ve tarıma verilen devlet sübvansiyonları arttırıldı. Ayrıca Putin yönetimi, Rus halkının refah seviyesini arttırmak amacıyla, neoliberal önerilerin aksine sosyal hizmetleri ve harcamaları arttırıldı. Böylece Rus devleti, ekonomisi ve toplumu 2000 yılından itibaren toparlanma ve ABD ile Batı Avrupalı merkez kapitalist devletlerin etkisinden kurtulma sürecine girdi.3

Bu durumdan rahatsız olan ABD ve Batılı müttefikleri önce Putin yönetimini Rus kamuoyu nezdinde yıpratmaya çalıştı. Duma’yı dağıtmış, Anayasa’yı askıya almış ve Muhalefeti bastırmış / sindirmiş olan Boris Yeltsin’i destekleyen ve “alkışlayan“ Batı, Rusya’yı tekrardan ayağa kaldıran ve Batı’nın etkisinden çıkaran Putin’i “diktatör ve anti-demokratik olmakla“ eleştirdi ve kamuoyu nezdinde karalamaya çalıştı. Fakat bunda başarılı olunamadı ve Putin yönetimi halk desteğini devam ettirdi.

Meydana gelen yeni gelişmeler dikkate alınarak ABD’nin 1990’lı yıllardaki Rusya politikası 2000’lerin başında yeniden yapılandırıldı. Yeni politika, Rusya’yı “çevreleme“ ve Rusya’nın nüfuz alanını sınırlandırma stratejisini içerdi. Bu amaçla Rusya’nın komşu ülkelerinde ve yakın coğrafyasında “Amerikancı“ partiler ve devlet adamları desteklendi ve bu çevrelerin iktidara gelmesi için yoğun çalışmalar yapıldı. Rusya ile iyi ilişkiler kuran veya “Amerikancı“ davranmayan hükümetler ve devlet adamları ise yıpratıldı. Bunun sonucunda Gürcistan ve Ukrayna’da olduğu gibi Amerikan destekli yeni hükümetler oluşturuldu. Ayrıca ABD, askeri açıdan Rusya’ya yakın olan ülkelere / bölgelere yerleşmeye başladı. Örneğin; Rusya’nın Balkanlar’daki müttefiki olan Sırbistan’a karşı Kosova’nın desteklenmesi ve Amerikan askerlerinin “Barış Gücü“ adı altında ve BM şemsiyesinde buraya yerleşmesi, ABD’nin Rusya’yı çevreleme politikası bağlamında değerlendirilebilir. Aynı şekilde, ABD’nin 2006’da Bulgaristan ve Romanya ile askeri anlaşmalar yapması ve bu iki Balkan-Karadeniz ülkesinde askeri üsler elde etmesi, NATO’nun Doğu Avrupa’ya ve Balkanlar’a doğru genişlemesi, Ukrayna ile Gürcistan’ın NATO’ya dahil edilmesi yönündeki planlar da bu bağlamda okunabilir.

Aynı süreçte ABD, Rusya’yı çevreleme ve Rusya’nın nüfuz alanını daraltmak amacıyla Bush döneminde “Doğu Avrupa Füze Kalkanı Projesi“ni başlattı. Bu proje bağlamında Polonya’ya ve Çek’e füze kalkanı sistemi kurulması planlandı. Fakat Rusya, projeye karşı çıktı ve sert biçimde eleştirdi. Buna rağmen, Polonya ile Çek’e füze kalkanı sisteminin kurulması için çalışmalar ve görüşmeler devam ettirildi. Fakat yeni Obama hükümeti, “Doğu Avrupa’ya konuşlandırılması planlanan füze kalkanı projesinde yeniden düzenlemeye gitme kararı“ aldı. Obama yaptığı açıklamada, bu kararın alınmasında Rusya’nın tepkisinin rol oynamadığını söyledi.4

Her ne kadar Obama ve Washington yönetimi reddetse de, “Doğu Avrupa’ya konuşlandırılması planlanan füze kalkanı projesinde yeniden düzenlemeye gitme“ kararının alınmasında Rusya’nın sert muhalefeti, kararlılığı ve yükselen gücü belirleyici olmuştur. Özellikle Rusya’nın - ABD’nin ve Batı Avrupa’nın tepkisinden çekinmeyerek - Ağustos 2008’de Gürcistan’a yönelik askeri operasyon gerçekleştirmesi ve Güney Osetya ile Abhazya’yı tanıması, Washington yönetimini, Rusya konusunda “daha dikkatli davranmaya“ mecbur bıraktı. Çünkü Rusya’nın Gürcistan’a yönelik askeri operasyonu ve Güney Osetya ile Abhazya’yı tanıması, ABD’ye ve Batı Avrupa’ya yönelik çok önemli bir mesaj oldu. Bu operasyon ile birlikte Rusya, kendisine yönelik çevreleme politikalarına kolay kolay müsaade etmeyeceğini ve gerektiğinde silaha başvuracağını göstermiş oldu. Böylece Rusya’nın sert ve kararlı tepkisi, ABD’yi, “Doğu Avrupa Füze Kalkanı Projesi“ konusunda “yeniden düşünmeye“ zorladı.



1. Rusya’da 1990’lı yıllarda kapitalizme geçiş süreci ve bu süreçte uygulanmış olan neo-liberal politikalar hakkında bkz.: Michel Chossudovsky, Yoksulluğun Küreselleşmesi: IMF ve Dünya Bankası Reformlarının İçyüzü, Çev. Neşenur Domaniç, İstanbul, Çiviyazıları, 1999, s. 269-291 ; Stevan Rosefielde, Russian Economy: From Lenin to Putin, Oxford, Blackwell Publishing, 2007, s. 165-191 ve Zehra Mumcu, Meltem Türkoğlu, Rusya Federasyonu Ülke Profili, İstanbul, İstanbul Ticaret Odası Yayınları, 1998, s. 9-33.

2. Bkz.: Svetozar Stojanovic, The Fall of Yugoslavia: Why Communism Failed, New York, Prometheus Books, 1997, s. 282-289.
3. Putin dönemi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.: Dale R. Herspring, Putin’s Russia, Lanham, Rowman&Littlefield, 2007.
4. Bkz.: http://www.ntvmsnbc.com/id/25002299/, 23 Eylül 2009.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Bölgemizdeki savaş ve çalkantıların ortasında İran'ın siyasi sistemi, bazı ülkelerde "İran uzmanları" tarafından ortaya atılan iddiaları boşa çıkaracak şekilde seçimleri rekabetçi, barışçıl ve düzenli bir şekilde gerçekleştirerek kayda değer bir istikrar sergilemiştir.;

İnsanların vatandaşı oldukları, ikamet ettikleri veya yerleşik bulundukları topluluklardan ayrılarak farklı coğrafyalarda devam eden savaşlara gönüllü olarak katılmaları, devrimler çağından başlayarak modern devletler sisteminin oluşum sürecini takip eden bir olgudur. Bu süreci tanımlamak amacıyla a...;

Ruanda ve Uganda, Afrika Büyük Göller Bölgesi'nde konumlanmış, tarihsel bağlamda derin etkiler bırakmış iki komşu ülke olarak "3. Dünya" ülkeleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bölgedeki siyasi ve etnik çatışmalar, uzun vadeli kalkınmayı olumsuz etkileyerek ekonomik istikrarsızlığa sebep olmuş...;

Asya’dan sonra dünyanın en kalabalık insan nüfusunu barındıran Afrika, nice kadim kültüre ev sahipliği yapmış, insanlığın ve medeniyetin beşiği olmuş bir kıtadır. Dünyanın yedi harikasından biri olan Mısır piramitlerinin inşa sisteminin henüz çözülmemiş olması gibi tarihin çeşitli zaman aralıklarınd...;

Bu metin, meritokrasinin Türkiye'nin genel güvenliğine ve istikrarına olan etkilerini detaylı olarak inceler. Meritokrasinin potansiyel zorlukları ve fırsatları, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu güvenlik kaygıları bağlamında tartışılmaktadır.;

2000’li yılların başından itibaren görünür hale gelmeye başlayan söz konusu en büyük tehdit Rusya menşeili olarak ifade edilmektedir. Öyle ki o yıllardaki gelişmeler bunun göstergelerindendir. Buna karşın Rusya-Ukrayna arasındaki silahlı çatışmaların başlamasıyla ortaya çıkan yeni konjonktür başta A...;

Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerjinin bölge ülkeleri yanında Avrupa devletlerinin geleceğinde şekillendirici jeoekonomik, jeostratejik ve jeopolitik güç olacağının öne çıktığı 21’inci asırda, Rusya-Ukrayna savaşından sonra daha da önem kazanmış ve enerji güvenliği konusunda rekabet alanlarının enerji...;

Altın rezervleri, bir ülkenin ekonomik ve finansal direncinin kritik bir göstergesidir. Genellikle merkez bankaları tarafından döviz rezervlerinin önemli bir parçası olarak tutulan altın, özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde güvenilir bir sığınak olarak görülür. Son yıllarda, artan jeopolitik...;

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 2

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Nis 2024 - 11 May 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...