Küresel Güvenlik Bağlamında Sağlık

Makale

17. yüzyılda kurulan devletler sisteminden Soğuk Savaş dönemine kadar güvenlik çalışmalarında devlet merkezli yaklaşımlar egemen olmuştur. Buna göre bir devletin güvenliği sahip olduğu askeri güç ve kapasiteyle doğru orantılıdır. Diğer taraftan Soğuk Savaş sonrası dönemde alternatif yaklaşımlar sayesinde devlet dışı aktörler de güvenlik çalışmalarında önem kazanmıştır....

17. yüzyılda kurulan devletler sisteminden Soğuk Savaş dönemine kadar güvenlik çalışmalarında devlet merkezli yaklaşımlar egemen olmuştur. Buna göre bir devletin güvenliği sahip olduğu askeri güç ve kapasiteyle doğru orantılıdır. Diğer taraftan Soğuk Savaş sonrası dönemde alternatif yaklaşımlar sayesinde devlet dışı aktörler de güvenlik çalışmalarında önem kazanmıştır. Bu gelişmenin doğal bir sonucu olarak siyasal, ekonomik ve sosyal sorunlar da tehdit algılamaları içinde değerlendirilmiş, böylece ekonomik krizler, çevre, sağlık, yasal ve yasal olmayan göç, uluslararası terör, kitle imha silahları küresel çapta endişeye yol açan tehditler olarak kabul edilmiştir. Her ne kadar devletlerin temel hedefi kendi ulusal güvenliklerini sürdürmek ve korumak ise de bireyin kendini güven içinde hissetmediği koşullarda devletin kendi güvenliğini sağlaması dâhil temel işlevlerinden herhangi birini yerine getirmesi giderek zorlaşır. O halde, alternatif yaklaşımlar devlet merkezli klasik güvenlik analizlerine bütünlük kazandırır.

Çalışmanın esas amacı küresel güvenlik bağlamında sağlık konusunu değerlendirmektedir. Bunun için birinci bölümde küresel güvenlik kavramının ortaya çıkışı irdelendikten sonra küresel güvenliğin sağlık sorunlarıyla ilişkisi kurulacaktır. İkinci bölümde ise savaş ve çatışma gibi iki yüksek şiddet unsurunun, devletlerarasındaki ekonomik eşitsizliğin ve küreselleşmenin sağlık sorunlarını neden ve nasıl küresel güvenlik tehdidi kıldığı ele alınacaktır. Çalışma, sağlık sorunlarından ileri gelen tehditlerin, küresel güvenlik açısından daha etkisiz hale getirilmesi için kısa çözüm önerisiyle sonlanacaktır.

Küresel Güvenlik ve Sağlık

Güvenlik kavramının en yalın tanımı “varlığı sürdürme“ olarak yapılmakta, varlığın sürdürülmesini engelleyecek her türlü unsur ise tehdittir. Güvenlik çalışmalarında varlığını sürdürmesi gereken tek aktör “devlet“ kabul edilmiş, onun varlığına yönelen tehditler askeri yöntemlerle bertaraf edilebileceğine inanılmıştır. Bir başka ifadeyle, devletin toprak bütünlüğünün ve varlığının sürdürülmesinin öncelik arz ettiği uluslararası sistemde, onun varlığına ve bütünlüğüne yönelik tüm tehditlerin askeri güç ve kapasiteyle üstesinden gelineceği düşünülmüştür. Bu yüzdendir ki, güvenlik çalışmalarına Soğuk Savaş sonrası döneme kadar devleti özne kabul eden, askeri boyutlu çalışmalar damgasını vurmuştur.

Askeri tehditler varlığını sürdürmekle birlikte yeni uluslararası düzen dönemindeki güvenlik çalışmalarında geleneksel yaklaşıma meydan okumalar başlamıştır. Zira “uluslararası güvenlik“ kavramı kapsayıcılığı bakımından yeniden yapılandırılan güvenlik çalışmalarını sınırlı kalmıştır; çünkü “ ‘uluslararası’ kelimesi birçok aktör tarafından karşılaşılan güvenlik sorunlarını dışlayan, devletlerarası bir çerçeve önermektedir“ (Bilgin, 2003: 207). Oysa güvenlik çalışmalarındaki yeni anlayışa göre birey, grup, toplum, uluslararası örgütler gibi aktörler de en az devlet kadar güvenlik çalışmalarının öznesi olmuştur. Bununla beraber “güvenlik çalışmaları devletlerin yanı sıra devlet-dışı aktörlerce algılanılan tehditlerin de incelendiği çerçeveye kaymıştır“ (Bilgin, 2003: 207). Sonuçta devlet odaklı güvenlik çalışmalarını yeterli görmeyen akademisyenler arasında “küresel güvenlik“ daha kapsayıcı bir kavram kabul edilmiştir. Örneğin “mikrobik hastalıklara yol açan organizmaların görünmezlik, hareketlilik, şartlara ve çevreye intibak, sessiz kuluçka dönemi açısından sahip oldukları özel avantajların ulusal sınırları anlamsız kılması“ (Heymann,2003: 192) sağlık sorunlarının insan ve toplum sistemini sarsacak tehditler olarak değerlendirilip, küresel güvenlik çerçevesinde ele alınmasını gerektirmiştir.

1918 yılında 50 milyon insanın telefine neden olan İspanyol Gribi yüzünden “ABD I.ve II Dünya Savaşları, Kore Savaşı ile Vietnam Savaşlarındaki toplam kaybından fazla -657.000 vatandaşını kaybetmiştir“ (Fujimura,2003). Sağlık sorunundan ileri gelen böylesi yıkıcı kayba rağmen ABD sağlık konularını ulusal güvenlik ajandasına uzun süre almamıştır. Ne var ki, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD ulusal Güvenlik Stratejisinde sağlığa eşi görülmedik biçimde önem atfetmiştir. 2002 ulusal Güvenlik Stratejisinde “ dokuz bölümünün altısında ve Başkan Bush’un sunuş yazısında kamu sağlığı konuları ele alınmıştır. HIV/AIDS’e güvenlik stratejisinde altı kez ve sunuş yazısında bir kez değinilmiştir.“ (Feldbaum, vd, 2006:193). Bu detay istatistiksel bilgiler ABD’nin sağlığa güvenlik ajandasında nasıl önemle yer verdiğini açıkça gösterirken, yeni uluslararası düzende sağlık sorunlarının küresel güvenlikle ilişkilendirileceğinin ipucu olarak kabul edilebilir.

Kürsel düzeni sarsabilecek tehditlerden sağlık sorunları sadece günümüzde değil, geçmişten beri insan, toplum ve devlet güvenliğine ciddi tehditler oluşturmuştur. Aşağıdaki tablo incelendiğinde tüm zamanların en ölümcül on salgın hastalığı yüzünden ölen insan sayısı, yine tüm zamanların en kanlı on savaşında ölen insan sayısı toplamından fazla olduğu da görülecektir.

Salgın ve bulaşıcı hastalıkların savaşlardan daha fazla can kaybına yol açması geçmişten günümüze kadar sürekli ve artan bir seyir izler. Ancak, günümüz güvenlik çalışmaları, sağlık sorunlarının bu sürekli ve artan tehdit potansiyelini incelemektedir. Sağlık sorunlarından kaynaklanan güvenlik tehditlerini besleyen ortamları (i) savaşlar ve çatışmalar, (ii) devletlerin ekonomik refah seviyesi, (iii) küreselleşmenin etkileri alt başlıklarında inceleyip, konuyu sistemli biçimde ele almak mümkündür.

Savaşlar ve Çatışmalar

Savaşların veya çatışmaların insan yaşamına yönelik dolaysız ve dolaylı tehditleri söz konusudur. Cephede verilen insan kayıpları, savaşların ve çatışmaların insan yaşamına yönelik doğrudan tehditlerdir. Öte yandan, açlık, gayri sıhhi koşullar cephe dışında çok sayıda insanın telefine neden olabilen dolaylı tehditlerdir. Aslında savaş ve çatışma ortamlarında ortaya çıkan gayri sıhhi koşulların ne denli güvenlik sorunlarına yol açtığına dair tarihten örnekler verilebilir. “13.yüzyılda Moğol istilaları Doğu Asya ve Doğu Avrupa arasında çeşitli veba salgınlarının yayılmasına yol açmıştır… İspanyol askerlerin Yeni Dünya’ya beraberlerinde suçiçeği ve kızamık hastalıklarını getirmeleri 16.yüzyılda Aztek imparatorluğunun sona ermesinde en büyük neden olmuştur… I. Dünya savaşı esnasında 1915’te Sırbistan’da ortaya çıkan tifüs salgını o kadar ciddiydi ki her iki tarafta savaşa altı ay ara vermiştir“ (Enemark, 2005:108).

Savaş, çatışma, istila benzeri yüksek şiddet olayları sırasında altyapı (içme suyu, kanalizasyon, çöp toplama) ve sağlık hizmetleri tatmin edici düzeyde verilemediği için cephedekilerden hayli fazla insan hayatı kaybedilmektedir. Örneğin 60 milyonun üstünde insanın telef olduğu İkinci Dünya Savaşı’nda sivil kayıpların 40 milyon civarında olmasının ana nedeni altyapı ve sağlık hizmetlerinin eksikliğinden dolayı ortaya çıkan hastalıklardır. Günümüzden örnek vermek gerekirse, altyapı ve sağlık hizmetleri yeterli düzeyde verilemediği için Irak Sağlık Bakanlığına göre “Irak’ta tifo, ishal, kızamık, kabakulak, akut solunum hastalıkları, sarılık gibi bulaşıcı hastalıklar günden güne artmaktadır. Ocak-Mart 2004 tarihleri arasında 5000 ‘den fazla tifo vakası rapor edilmiştir“ (MEDACT,2004). Savaş dönemlerinde “insanların önleyici sağlık tedbirlerinden yoksun olmaları, temel sağlık hizmeti alamamaları, kalitesiz sağlık sistemi, tıbbi tedavi yetersizliği, ilaçlara gelir düzeyi düşük insanların ulaşamaması“ (MEDACT,2004) nedenleriyle kanser, kalp rahatsızlıkları, diyabet gibi bulaşıcı olamayan ama tedavi edilebilir hastalıklar her zamankinden daha fazla ölümle sonuçlanmaktadır.

Chen ve Narasimhan “soğuk savaş sonrası dönemde yeni tür çatışmaların meydana geldiğini, bu sözde ‘yeni savaşların’ devletlerarası olmaktan ziyade devlet içinde olan -bazen etnik temelli farklılıklardan ortaya çıkan- çatışmalar“ (2003:182) olduğunu belirtmektedir. Aşağıda verilen çatışma haritalarına bakıldığında iç savaşların Soğuk Savaş sonrası sistemde ağırlıklı olduğu görülmektedir. İç savaşlar Chen ve Narasimhan’ın belirttiği gibi sadece etnik değil politik ve dini nedenlerle de görülmektedir.

Makalenin tamamını okumak için lütfen TIKLAYINIZ.

H. Burç AKA; Kadir Has Üniversitesi İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2691 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 631
Asya 98 1072
Avrupa 22 636
Latin Amerika ve Karayipler 16 67
Kuzey Amerika 9 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1369 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 291
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 296
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1291 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 780
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2039 ) Etkinlik ( 81 )
Alanlar
Türkiye 81 2039

2010 yılında yayınlanan Rus Askerî Doktrinine göre, (bir diğer adıyla Gerasimov Doktrini) kendisine veya müttefiklerine karşı nükleer silah kullanılması hâlinde Rusya Federasyonu da aynı şekilde karşılık verebiliyor. Ayrıca yine bu doktrine göre, konvansiyonel silahlarla Rusya’ya karşı yapılan saldı...;

İçinde yaşadığımız yüzyılın en önemli özelliği politikadan ekonomiye, toplumsal ilişkilerden kültüre kadar hızlı bir değişim ve dönüşüme sahne olmasıdır. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler sadece ürün ve hizmetleri değil süreç ve iş yapış şekillerini de değiştirmektedir. Bu değişim ve d...;

Seferberlik “harîm-i ismetine” tecavüz eden düşmanı püskürtmek ve vatan topraklarından kovmak için yapılan kutsal bir çağrıdır. Vatan savunması için ilan edildiğinde genç, ihtiyar, kadın, erkek şimdi Ukrayna’da olduğu gibi cepheye koşar, şehit düşen kanıyla gömülür. ;

İletişim alanı temelli kamu diplomasisi, uluslararası ilişkiler disiplini içerisinde her ne kadar yeni bir kavram olarak belirse de, dış politikanın anlamlandırılmasına önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Öncelikle kamu diplomasisi kavramının tarifi, bu doğrultudaki faaliyetlerin değerlendirilmesini ...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı. ;

Gorbaçov’un kişiliğinin gizemi, insan Gorbaçov ile devlet adamı Gorbaçov arasındaki ayrıma dayanıyor. Çok farklı iki insandı. Ütopyasının özünde saf bir Leninizm’in olduğu bir Sovyetler Birliği ve Lizbon’dan Vladivostok'a barışçıl bir şekilde uzanan bir Avrupa vardı. O, iktidardaki entelektüelin büy...;

İnsanlığın karşı karşıya olduğu son dönemin en önemli tehdidi şüphesiz iklim değişikliğidir. Küresel ölçekte felaket senaryolarının merkezinde yer alması bunun göstergelerindendir. Buna karşın iklim değişikliği sorunu, kriz olgusunun doğası gereği içerisinde tehditlerle birlikte birtakım fırsatları ...;

Devletlerin uluslararası ilişkilerindeki politika ve uygulamalarının iki önemli öğesi bulunmaktadır. Dış politika analizlerine de konu edilen bu öğeler süreklilik ve değişimdir. Bir ülkenin dış politikasında süreklilik öğesi genel olarak iç politikaya nazaran daha fazla hissedilmektedir. Özellikle g...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • DTB Hilton İstanbul Topkapı Otel -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...