Küreselleşme Olgusu ve Türk Medeniyetinin Yeniden Diriliş Projesi: İpek Yolu

Yorum

Durum Tespiti Tarihte sürekli bir devlet geleneğine sahip olarak kadim milletlerinden birisi olan Türkler, Doğu ile Batı âlemini birbirine bağlayan ve yüzyıllarca medeniyet mihveri olan İpek Yolundaki yerleri fethetmişler, yurt haline getirmişlerdir. Bulundukları zaman ve mekânın şartlarına göre egemenliklerini pekiştirmişler, Türk-İslam Medeniyetini kurmuşlardır. ...

Durum Tespiti Tarihte sürekli bir devlet geleneğine sahip olarak kadim milletlerinden birisi olan Türkler, Doğu ile Batı âlemini birbirine bağlayan ve yüzyıllarca medeniyet mihveri olan İpek Yolundaki yerleri fethetmişler, yurt haline getirmişlerdir. Bulundukları zaman ve mekânın şartlarına göre egemenliklerini pekiştirmişler, Türk-İslam Medeniyetini kurmuşlardır. Ümit Burnu’nun keşfiyle birlikte medeniyet mihveri değişmiş, Türklerin yurt ve devlet özdeşliğini gerçekleştirdikleri bölgeler jeopolitik önemini kaybetmiş; ama son yıllarda dünyanın yeniden küçük bir köy haline getiren Batı medeniyeti merkezli küreselleşme çabalarıyla birlikte yeni enerji koridoru olarak ipek yolu yeniden önem kazanmaya başlamıştır.
Sorun: Küreselleşme ile dünya siyasal açıda yeniden biçimlendirilmeye, fiziksel açıdan tarihe ilişkin yeni öncelikler tespit edilmeye çalışılmaktadır. Kültür, medeniyetler arasındaki farklılıkları esas alan çatışmacı gelenek ile benzerlikleri esas alan uzlaşmacı-barışçı geleneğin farkında olarak Türk Medeniyetinin Yeniden Dirilişini İpek Yolu Projesi bağlamında yeni bir açılım olarak sunmak, ekonomik küreselleşmeden azami oranda istifade edebilmek için ekonomi-politik organizasyonlar gerçekleştirmek.
Amaç: Jeopolitik ve ekonomik açıdan yeniden önem kazanan İpek Yolu güzergâhının aynı din ve ırkın farklı boyları tarafından kurulmuş Türk Devletlerinin hâkimiyetleri altında olmasından hareketle yeni politikalar geliştirmek ve dünya siyasasında aktörler haline gelmek. Vahdette Kesret (Birlik İçinde Çeşitlilik) ilkesi gereği, altı Türk devletinin dil, fikir ve işte birlik sağlayarak İpek Yolu bağlamında Türk Medeniyetinin Yeniden Diriliş İmkânını araştırmaktır.
Yöntem: Kültür, medeniyetler arasındaki farklılıkları esas alan çatışmacı geleneğin Avrasya ve Ortadoğu’ya hâkim olmasına engel olmak ve yüzyıllardır uyguladığımız benzerlikleri esas alan uzlaşmacı-barışçı geleneğin birikimini sosyo-politik arenaya taşımaktır. Bu bağlamda, önce küreselleşme kavramı çeşitli boyutlarıyla irdelenecek, ardından göç yolları dikkate alınarak Türk kültür ve medeniyetinin Oğuz Kaan-Mete Han’dan itibaren izlediği jeopolitik ve stratejik uygulamalarla kurulması üzerinde durulacaktır. İpek Yolunun tekrar tarihsel işlevine kazandırılması için coğrafya ile Dil, Düşünce irtibatının kurulmasının felsefi açıdan gerekliliği ile bunun pratiğe-işe yansıması araştırılacak, böylece Küreselleşme çabalarının karşısında Türk Medeniyetinin Yeniden Dirilişinin Mümkün Olduğu vurgulanacaktır.
Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Oğuz, Türk, İslam, Medeniyet, Çatışma, Uzlaşma, Diriliş

Kırgızca Özet:
Abaldı İzildöö
Tarıhta mamleket kuruuda dayıma uluttardın arsınan özgöçölönüp türk tildüü elder bolgon. Çıgış menen batıştı bir birine baylanış kılgan jana kançlagan cüzdögön cıldar boyu madanşyattan söz kılınıp kelgen Cibek colundagı cerlerdi özünö karatıp alıp cana oşol ele uçurda mekendeşken. Bolgon uçurlarında oşol cerdin klimatına cana cer şarttarına ingaylaşıp egemendüülügün biriktirgen. Türk tildüü el cana İslam madaniyatı kuruştu. Ümüt Bulungu tabu menen madaniyat tartışması almaşkan. Türk tildüü eldin ekeni cana mamleketterden aymak katarı geosayasatın coyuulganga argasız bolgon. Birok akırkı cıldarda düynönün canıdan kiçine ayılga aylangan batış madaniyatı borboru katarı aalamdaşuu negizinde canı küçtögön karidoru katarı cibek colu canıdan maani berile baştagan.

Köygöy: Düynö aalamdaşuu menen birge cayasıy caktan canıdan bir körünüşkö ee bolup, fizikalık caktan tarıhka baylanıştuu abalkılardı anıktogo araket kıluuda.Kultura madanıyattar ortosundagı özgöçölüktördü cana anı menen çatışkan kada salt menen okşoştuktardı negizgi orunga koyup kelişüü cana dostuk adatın tüşünüp, Türk madaniyatının Cnıdan Tirilüüsündögü Cibek Colu Proektinde canı bir açılış katarı sunuu, ekonomikalik aalamdaşuudan çon ölçömdö koldonuu üçün ekonomikalık cana politikalık caktan uyuşturuunu işke aşıruu bolup eseptelet.
Maksat; geopolitikalık cana ekonomikalık caktan kayradan candana baştagan uluu cibek colu bir din cana uluttun türdüü uruuları tarabınan kurulgan türk mamleketterinin, canı sayasat cürgüzüü cana düynölük arenada sayasiy aboygo ee boluu. Altı türk tektüü ölkönün til, oy cügürtüü cana işte bir cenden kol bir cakadan baş çıgarıp uluu cibek colunun negizinde türk madaniyatının kayradan candandıruu coldorun izildöö.

Usul; kulturalogıya, madınıyattar arsınadagı özgöççlüktörü negiz bolgon çatışuuçu adattın Evrazıya jana borborduk azıyaga öküm sürüüsünö toskool boluu jana jüzdögön jıldar işke aşıruuga kılgan araketibiz okşoştugu negiz bolgon kelişüü dostoşturuu saltın sayasiy politikalık arenaga alıp çıguu bolup eseptelet. Munun negizinde en birinçi aalamdaşuu tüşünügü türdüü maanilerde, iliktöö artınan köç coldorun eske aluu menen birge Türk kulturasın jana madaniyatın oguz Kaan Mete handan baştap andıgan geopolıtıka jana strategiyalık kelişüülör menen kuruluştun negizine maani berilet. Uluu Cibek colun kayradan tarihıy izildöösün keliştirüü üçün geografiya menen til kuruluuşu filosofiyalık jakatan kerektüü cana munun işke aşuusun iliktenişi kerek. Oşentip aalamdaşuu araketinin mandayında Türk madaniyatı canıdan payda boluşu mümkün ekendigi basımdalat.
Açkıç sözdör ; aalamdaşuu, Türk , İslam madniyatı, Çatışuu,Kelişüü, Kayradan caraluu.
Rusça Özet:

Sunuş:
Tarihte sürekli bir devlet geleneğine sahip olarak kadim milletlerinden birisi olan Türkler, Doğu ile Batı âlemini birbirine bağlayan ve yüzyıllarca medeniyet mihveri olan İpek Yolundaki yerleri fethetmişler, zaman ve mekânın şartlarına göre egemenliklerini pekiştirmişler, gittikleri her bölgeyi “vatan“laştırmışlardır. Bu nedenle dünya siyasi coğrafyasında birçok Türk(eli) vardır. Fakat Ümit Burnu’nun keşfiyle birlikte medeniyet mihveri değişmiş, Türklerin yurt ve devlet özdeşliğini gerçekleştirdikleri bölgeler jeopolitik önemini kaybetmiştir.
Son yıllarda dünyayı küçük bir köy haline getiren (Batı medeniyeti merkezli) küreselleşme çabalarıyla birlikte enerji koridoru olarak ipek yolu yeniden önem kazanmaya başlamıştır. Küresel merkezi güçler tarafından fiziksel açıdan tarihe ilişkin yeni öncelikler tespit edilerek, dünya siyasal açıda yeniden biçimlendirilmektedir. Coğrafi değişiklikler, yeni devletler, yeni sınırlar belirlenmeye çalışılmaktadır.
Bu çerçevede, 1991 yılından itibaren Sovyet Sosyalist Birliği dağı(tı)lmış, yeni birçok devletler kurulmuştur. Bunun bizim açımızdan önemi, Türkistan’daki kardeş devletlerin bağımsızlıklarına kavuşmasıyla birlikte dünya siyasal arenasında tek, bağımsız Türk devleti olmaktan kurtulup, her biri farklı özelliklere ve öneme sahip altı devlet olmamızdır. Bunlardan dördü; Özbek, Kırgız, Kazak ve Azeri boyların adıyla kuruldu. Boyları ve yaşadıkları mekânları belirten sıfatlardı bunlar. Türkmenistan, tıpkı Türkiye gibi, Türklerin, daha doğrusu Müslüman olan Türklerin yaşadığı ikinci özgür ve bağımsız ülke olarak gündemde yerini aldı. Asıl önemlisi, jeopolitik ve ekonomik açıdan dünyanın en önemli enerji koridoru olarak yeniden önem kazanan Asya’yı Avrupa’ya bağlayan İpek Yolu güzergâhının aynı din müntesibi olan ırkın farklı boyları tarafından kurulmuş Türk Devletlerinin tekrar hâkimiyetleri altına girmesiydi.
Devletlerin sahasının kültürleriyle geliştiği gerçeği ışığında aynı dili (farklı şiveleriyle de olsa) konuşmak, aynı din ve yorumuna bağlı olmak, beşeri ve siyasi coğrafya açısından çok önemli ve pozitif niteliklerdir. Zira yeryüzündeki devletler, çeşitli kültür bölgelerinde gruplar halinde toplanırlar. Her biri değişik bir durum arz etse de, bir kültür bölgesi içinde yer alan muhtelif devletler, müşterek kültürel arzulara sahiptir. (Göney, 1993: 12, 69)
Bu husus, felsefeyi, varoluşal (ontolojik ve epistemolojik) kaygıları paylaşmak, fikir/düşünce ile yetiştiğimiz toprak arasında ilişki kurmak ve orayı yurtlaştıracak fikirler üretmek olarak tanımlayan bu satırların yazarı için çok önemli bir tespiti vurgulamaktadır. Şimdiye kadar, ontolojik olarak Anayurt/Anadolu’da, epistemolojik olarak Atayurt (İç Asya)daydık. Dolayısıyla ideal/teorik tartışmalar olarak kalıyordu bu tespitler. Platoncu anlamda söylersek, idealler-ülkülerin akılcı bir bilgiyle (noesis) kavranması gerekliydi; ama bir de bunların duyusal bilgiyle (doxa) ile görünüşler âleminde temellendirilmesi, anlamlandırılması şarttı. Ancak bu sayede ideal ile reel olan arasındaki kırılmalar tespit edilebilir; yaşanan zihinsel gerilimler, kargaşa ve karmaşanın neden(ler)i daha iyi anlaşılabilirdi. Bu noktada, Aristoteles’in öğretisinden hareketle, tümel-ideal olanı tikel olanda kavramalı, tümelin bilgisinden tikelin bilgisini yeniden üretmeliyiz ki, gerçekleşmesi imkansız olan ile mümkün olan arasındaki farkı netleştirebilelim. (Ağaoğulları,1989:142-144;225)Mümkün dünyaların en iyisini gerçekleştirmek ve altı Türk devleti arasında ekonomik, siyasal ve kültürel işbirliklerini kurmak, bu şekilde olur.
I. Tarihte Türkler: Oğuz Kaan Neslinin Dünya Sosyo-politik Tarihindeki Yeri ve Önemi
İnsanoğlu, evreni ve hayatını anlamlandırmak için var olduğu andan itibaren sürekli bir hayret ve araştırma duygusu içindedir. Bu çerçevede her kültürde bir şekilde ilahi boyutu bulunan efsaneler-mitler-destanlar-kıssalar oldukça işlevseldir. Zira dünyada olanlar-geçmiş-tarih, bize (Dede Korkut (Ata) örneğinde olduğu gibi) hikâyeler, öyküler halinde sunulur. Bunların gerçek dünyaya-geçmişe karşılık olup olmadığını tam olarak bilemeyiz; ama gerçeklik denilen her zaman var olan bu anlatılarla bizde oluşur.(Jenkins,1997: 21;TA, 2002: I-294-295) Osman Turan, bu anlamda, milletlerin yaşayış, düşünüş ve inanışlarını araştırırken, milli destan, menkıbe ve efsanelerin bazen tarih vesikaları arasında birinci derecede önem kazanır, der; zira bunlar yalnız tarihin eksikliklerini doldurmakla kalmaz, toplumsal ruhun yansımalarını, düşünce ve inançlarını da ortaya koyar. (Turan, 1999:I/75)
Efsaneler, bu anlamda, Doğu’da aynı zamanda dini açıklamaların ilk adımı; Batı’da felsefi düşüncenin bir türü olarak görülür. Zira her medeniyetin ardında Whitehead’ “derin bir kozmolojik bakış açısı“ dediği, vahiyle verilmiş ilahi bir görünüm vardır. Bu açıdan destanlar önemli medeniyet unsurlardır. Yazı ise destanları kültürel açıdan taşıyan etkendir. (Toynbee,1978: I/45; Gilson,1986:26; TA, 2002:Giriş)
Tarihte adı geçmeyen, artık unutulmuş büyük kahramanlara ait efsanelere mitoloji; tarihte yaşadıklarını bildiğimiz kişilere ait efsanelere ise destan (Legende) denilmektedir. Buna göre, Türk dünyasının tarihi devreleri, coğrafi sahalarını kapsaması acısından en büyük ve en önemlisi olan Oğuz Kaan bir bakış açısına göre mitoloji; Oğuz Kaan’ın Mete Han olma ihtimali karşısında ise “destan“dır.
İster destan, isterse mitoloji olsun, burada Oğuz’un soyu, dünyaya gelişi, büyümesi, evlenmesi, fetihleri, boylara ad vermesi, çocuklarına ülkeleri pay etmesi anlatılır. Bu nitelikleriyle destan, Türklerin var oluşlarını temellendirme ve anlamlandırmasıdır. Hz. Nuh’un Yafes adlı oğlunu Türklerin ana yurdu olan Issık Göl civarına göndermesi ve ayrı ayrı nesillerin türemesini istemesi, ilk oğlunun adının Türk olması, efsaneye ilahi bir boyut katıldığını da gösterir. Kadim Türklerin fetihlerini destanî bir şekilde anlatan Oğuz Name’ye göre, ilk cihan hâkimiyeti Oğuz Kaan tarafından kurulmuştur, tespiti (Turan, 1999:I/75) bu metnin kurgusu açısından çok önemlidir. Çünkü Çin, Hindistan, İran, Azerbaycan, Irak, Suriye, Mısır, Anadolu, Rus hatta Frenk-Batı ülkelerini fethettiğini anlatırken, Hun, Göktürk ve Selçuk devrelerini kapsamına almakta hatta destanın sonraki parçaları Osmanlılara kadar uzanmaktadır. Türklerin ilk atasının semavi bir kaynaktan geldiği iddiası, onun ortaya koyduğu milli nizam ve kurumların kabulünü ve yaygınlaştırılmasının manevi motivasyonu olmuştur.

<<>>


1.Temel Kavramlar
Türkistan

Türklerin yaşadığı bu bölge; yani Orta Asya, Doğu ve Batı kültürleri arasında bir köprü, geçiş bölgesi olması açısından dünyada önemli bir coğrafi konuma sahiptir. Kara Hakimiyet Teorisine göre, buraları dünyanın kalbidir. Seyhan, Ceyhan (Sir ve Amu Derya) ırmakları ve Aral gölü civarında yerleşen Türkler, burada ve diğer bölgelerde çok sayıda devletler kurmuşlardır. Özellikle Çin’den başlayarak Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına kadar ulaşan İpek Yolu’nu hâkimiyetlerine alarak, Doğu ile Batı kültür ve medeniyetleri üzerinde etkili olmuştur. Yaşadıkları yerlere Türk eli veya Türkistan denir. Barcınlı, Sığnak, Karnak, Savran, Farab (otrarlı) o dönemin Oğuz şehirleridir. (Ögel, 1989:V,VI; 10-11,115-127, 203,-204, 375-376; Ergin, Önsöz, OKD,1970:III, 12-14; (Turan,1999:19-20; Atalay; 2002, TA, I/242, 260-265, 277,281-283, 292-294; Turan, 2002, II/845-847).
Türkistan terimi, VI yüzyılda çok geniş bir saha özellikle İç Asya için kullanırken, IX-X asırlarda İdil-Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar uzanan Hazar ve Macar ülkeleri ve nihayet XII yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanılmaya başlanmıştır. Hatta Mısır kölemen Devleti toprakları da Türkiye diye anılıyordu. (TA, 2002: I-286-287,312)
1.2. Oğuz Boyları
Bugünkü Kırgızistan bölgesinde yaşayan Kaşgarlı Mahmud’un Kutadgu Biliğ adlı eserinde belirtildiği üzere, en eski Türk destanı Oğuz Kaan; Alp-er-Tunga; Irak kaynaklarından Şahname’de Afrasyap diye geçer. Çin, Hindistan, günümüz isimleriyle söyleyecek olursak, İran, Irak, Suriye, Mısır, Anadolu’yu fetheden Oğuz Kaan, sürekli olarak denizlere ve batı’ya yönelmiştir. Çünkü Orta Asya’da bir devlet için gerekli olan coğrafi bütünlüğü sağlamak mümkün değildi. Deniz ya da büyük engebeler gibi doğal savunma unsurlarına dayanmayan devlet, birden fazla güç ve birden fazla cephede savaşmak zorunda kalıyordu. Bu nedenle göçlerin temelinde güvenle yaşanacak siyasi bir bütünlük arayışı yatmaktadır. (İlhan, 1989: 65-66)
Bu çerçevede hareket eden Oğuz Kaan yaşlanınca bilge danışmanı Irkıl Ata’nın önerisi üzere altı oğlunun mal ve mülk yüzünden savaşmamaları için hepsine ayrı bir mevki ve makama tayin ederek, onlara birer ad ve unvan vermiştir. Boylar, böyle ortaya çıkmıştır. Diğer bilge danışmanı belirttiği üzere, bu tasnifte ilahi bir boyutta vardır. Altı oğlu ve her birinden olma dört torunu arasında sağ; Bozok ve sol; Üçoklar şeklinde tasnif sonucunda 24 boy farklı adlarla ve ongunlarla belirlenmiştir. Bunlar arasındaki ok ve yay simgelerine göre tespit edilmiş, Gün, Ay ve Yıldız’a yay (Boz-oklar); Gök, Dağ ve Deniz’e ok (üçoklar) vermiştir. Bozoklar, diğerlerine üstün sayılmıştır. Bugün yeryüzünde yaşayan Türk(men)lerin hepsi bu adlarla isimlendirilen ve 24 oğlun soyundan gelen kimselerdir. Bunlara Kanlı, Kıpçak, Uygur, Kalaç; Karluk gibi boylarda ilave edilince Türklerin şeceresi tamamlanmış olur
Oğuz Kaan destanı, kurulan teşkilatın yalnızca oğuz boyları için değil, dünyanın idarisi olarak görülmektedir. Bozok veya iç oğuz; Üç ok ya da Dış Oğuz veya doğu ve batı şeklindeki ana tasnifin yanı sıra siyasi ve hukuki münasebetler Ok ve yaylar ile sembolize edilmiştir. Bunun son dönemlerde bile örneğin Büyük Selçuklu Devletinin arması (tuğra) olarak (ok ve yayın) kullanılması, 24 lü yapılanmanın Osmanlılar tarafından kullanımı Anadolu Türkleri açısından bu efsanenin etkisini göstermesi açısından önemlidir. Ok ve yay işareti veya bunlardan esinlenerek yapılan Tuğraların sadece Oğuzlara mahsus olup, diğer Türklerce bilinmediğini de belirtme gerekir. Oniki bey sağda, oniki bey solda konuşlandırılmasından oluşana bu yapılanmanın Kun (Hun) imparatoru Mete (Modun) tarafından da uygulanması ve yirmi dört kumanda taksiminin yirmi dört oğuz beyi ve boyuna tekabül etmesi, Oğuz Kaan’ın Mete Han olabileceğini gösterir. (Turan, 1999:I/77-79, 103)
Bu nokta önemlidir, zira Türk Cihan Hakimiyeti ve Mefkuresi, ilk defa büyük Türk Kun (Hun) imparatorluğunu kuran Mete han ile başlatılır. Oğuz Kaan’ın ülkesini çocukları arasında paylaştırılması ve dünyanın dört bir yanına yönlendirmesi, Dünya devleti gerçekleştirme idealidir. Kutlu veziri Irkıl Ata veya Uluğ Tür(ü)k rüyası bunun onaylandığının halka manevi olarak sunulması olarak yorumlanabilir. (Öğel,1989:259-260<274-277,285-286; Sümer, 1999: 114; Turan,1999:20-28, 75-76, 83-87 ; TA, 2002: I/294-299)
Ok-yay ve rüya gibi semboller, destan, mitoloji veya efsanelerde verilen bilgilerin mecazlar arkasına gizlenerek, hakikatin herkes tarafından taşınmasına, nesiller boyu aktarılmasına yardımcı olan temel unsurlardır. Mecaz, istişare, teşbih, kinaye ve ironi türlerini kullanımıyla tarihsel olgu ve olaylar, nesillere kolayca aktarılır ve ölümsüzleştirilir. Bu anlamda, Türk tarihinin geçmiş bin yıllarında ana eksen, Oğuz Kaan Destanıdır.
1.2.1 Boylar ve Göç Yolları
Sarı denizden Atlas okyanusuna binlerce kilometrelik bir yürüyüşe/göçe başladılar. Hunlardan Oğuzlara bin yıldan fazla sürdü Türklerin göç hareketi. Bu süre bile bireysel ve toplumsal açıdan birlik ruhunu, dayanışma gücünü göstermesi için yeterlidir. Ele geçirdikleri yeri yurt belleyenlerde, geri dönenlerde oldu. Maalesef, inanç ve dillerini zamanla kaybederek tamamen farklı bir aidiyet duygusuna sahip olanlarda görüldü. Hun, Saha (Yakut), Akhun, Avar, Bulgar, Uygur, Macar, Peçenek, Kıpçak boylarının göç hareketleri içinde en uzun ve sonuçları itibarıyla en önemlisi Oğuz boyununkidir.
Sürekli yer değiştirmelerine rağmen Atayurtta tutunmayı başaran Oğuzlar, 8.yüzyılda Batı’ya doğru büyük bir göç hareketi başlattılar. Üç yüzyıldan fazla süren göç hareketinde önce Seyhun Nehri, Maveraünnehir’e, oradan Horasan üzerinden İran, Anadolu, Suriye ve Irak’a ulaştılar. Göç(ebe) bir yaşam içindeyken yerleşik düzene geçerek uzun soluklu devletler kurdular. Tarihte, Balkanlar ve Kuzey Avrupa ovalarından Avrupa içlerine, hatta Manş denizi ve günümüzdeki İsveç’in güney kesimine kadar ilerlemiş olan Hun imparatorluğundan bu yana, Türkler; Avrupa’nın etnik, politik, sosyal ve askeri, sanat alanlarında etkili olmuşlardır. (TA, 2002: I/242) Hun imparatorluğu muhtelif Türk soylarının kurduğu devlet olarak işlevini tamamladıktan sonra Orta Asya’da Göktürkler ve Uygurlar sonuna kadar olan devir, ortak bir Türk dönemi olarak nitelendirilir. Sonra göç yollarına göre üç kol şeklinde dağılmışlardır:
Tatar, Başkurd, Avar, Kıpçak, Bulgarlar’dan oluşan bir kol; Karadeniz’in Kuzeyi ve Doğu Avrupa’ya yönelmişler; önemli kültürel ve siyasal dönüşümler sağlamışlardır. İkinci kol, Kazak, Kırgız, Özbek boyları Doğu Türkistan’da kalmışlardır. (TA, I/251-292; II/847) Üçüncü kol, Oğuzlar-Türkmenler ise, atasının “Ey Oğuz, sen urum-Roma üzerine yürümek istiyorsun“ buyruğu üzere, sürekli Batıya ilerlemiş, Karakoyunlu, Akkoyunlu, (Kınık boyu) Büyük Selçuklu; Türkiye Selçukluları, (Kayı boyu) Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletini kurmuşlardır. İran’daki Türk devletleri ve hanedanları (Safeviler, Avarlar, Kaçarlar), Azerbaycan Nallıkları, nihayet Azerbaycan ve Türkmenistan Cumhuriyetlerini kuranlarda bu koldur. Bu üç koldan ayrılarak tali kollar oluşturan boylar ise Hindistan, Mısır, Çin ve Moğolistan bölgelerinde bir süre de olsa hâkim olmuşlardır. Zirai, askeri ve mülki teşkilat zenginliğiyle mükemmel olan Horasan’daki Gazneliler devleti bünyesinde yer alan Oğuzlar, Selçuklu devletini kurmalarıyla birlikte, kısa sürede Bizans imparatorluğu sınırlarına kadar uzandılar ve Türk tarih, kültür, bilim hayatı üzerinde derin izler bıraktılar. (TA, 2002: I/243)
Selçuklu devletinden sonraki yurd-devlet özdeşleşmesinin dünya tarihindeki en iyi örneğini yaklaşık 24 milyon kilometre karelik bir alanda kurdukları Osmanlı devleti ile göstermişlerdir. Fakat önemli olan Selçuklu ve Osmanlı devletiyle birlikte hem Asya’nın; hem de İslam dünyasının hâkimi olmaya başlamalarıdır. Türk tarihindeki en sağlam coğrafi bütünlüğe Anadolu’da kurulan Türkiye Cumhuriyeti kavuşan Türkler, artık göçebeliği bırakmıştır. (İlhan, 1993, s.68; Uyanık, 2006, 36-38) Bunda güvenli bir yer bulmanın yanı sıra Türklerin ele geçirdikleri toprakları ana yurtlarına eklemlenmiş bir yer olarak görmek yerine orayı yeni anayurt olarak değerlendirmelerinin de etkisi vardır. Böyle olunca tarihte birçok yeni Türk eli ortaya çıkmıştır.

<<>>


1.3. Türk(men) Kavramsallaştırması
Oğuzların başbuğunun (Yabgu) Sir Derya ırmağının aşağı kıyılarında bulunan Yenikent’te oturduğu, Oğuz Yabğu devletinin yıkılmasıyla birlikte Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara doğru gittikleri tespiti Azerbaycan, İran, Irak, Türkmenistan ve Türkiye Türkleri açısından önemlidir. (TA,II/264-277,282-283, 302<308) Göçlerle birlikte dikkat edeceğimiz ikinci bir tespitte, Türkmen ile Oğuz’un özdeş olarak kullanıldığıdır. Bu konuda tartışmalar ana hatlarıyla şöyledir:
Türkmen, kendi yurtlarından çıkıp, İran, Suriye taraflarına gelen Oğuz boylarına genelde Müslüman halklar tarafından verilen nitelemedir, dolayısıyla eskiden yoktu. Oğuzlar, temelde, Karluk, Kalaç, Kıpçak, Kanglı ve Uygurlardan ayrıdır, kendi ülkelerinden Maveraünnehir ve İran’a gelince, buralarda nesilleri çoğaldı, iklim, hava ve su etkisiyle tedricen acemlere-taciklere benzemeye başladılar; bu tam anlamıyla olmadığı için de özellikle İranlılar, oğuzlara; ilk yerleşim mekânı ve ırkına göre (Türk manend-Türke benzeyen) demeye başlamışlardır. Fakat neticede bu bir halk etimolojisinden öteye gitmez. Çünkü ilk Oğuz yurdu geldikleri yer arasında önemli bir iklim farkı yoktur, diyen Turan, Kaşgarlı Mahmuttan hareketle, Türkmen teriminin İskender istilasında kullanıldığını söyleyerek, iki asır öncesine kadar gider.
Bu terim, Müslüman olan Türk(men)ler ile Müslüman olmayan Türkler arasındaki savaşları da izah etmede de kullanılmıştır. Böylece Türkm adının Oğuzlara muhaceretten önce verildiği, ismin Farsça tük-manend gibi halk etimolojisiyle değil, Türkçe tafdil, “men“ eki ile meydana geldiği, Müslüman oğuzları ifade eden İman Etmiş Türk (Türk İman) izahı da yakıştırma olarak düşünülebilir. Ama her durumda, 10.yüzyılın ilk yarısında Müslüman olmaya başlayan Oğuzlara, yaklaşık iki asır sonra her yerde Türkmen denilmeye başlamasıdır. Oğuz sözü ise şifahi kültürlere atalarının adı olarak Türkmenler arasında yaşamaya devam etmiştir. Hıristiyanlar ise zaten Anadolu’ya 13. yüzyıldan itibaren Türkiye ve Türkistan, insanlarına da Türkler diyordu. (Sümer,1999:2, 78-80,89, 127,158, 240: Turan,1999:29-30; TA, II/307-308)
Oğuz Türkleri (Türkmenler) ile İslam âlemi Batı’ya karşı kendini koruyacak yeni ve güçlü bir unsura kavuşmuş oldu. Bizans karşısında zor durumda olan İslam alemine yardım için sadece 3-4 bin kişilik bir Oğuz bölüğü tek başına Filistin ve Suriye’nin önemli bir kısmını ele geçirmişti. Türkiye-Ön Asya ile Türkistan (Orta Asya) hattını ele geçirmenin ötesinde Mısır, Kuzey Afrika’da 11. asırdan itibaren Oğuzların seferlerine rastlanır. Selahaddin Eyyübi kardeşi Turan Şahı 1173 yılında Yemene göndermişti. Selçuklu ile İslam hâkimiyeti Oğuzların eline geçmiş, Osmanlı ile bu devam etmiştir.. (Sümer, 1999: 160–161) Osman Turan’ın ifadesiyle, “Türk ve İslam Tarihi’nin en muhteşem devri Osmanlıların eseridir. Milli ve İslami mefkûrelerin dâhiyane terkibi, siyasi istikrar ve içtimai adaletleri sayesinde üç kıtanın ortasında ve Akdeniz havzasında beşer tarihinde Nizam-ı Âlem davasının en kudretli temsilcileri olmuşlardı.“ (Turan, 1999:II/1)
Böylece Türkler, Ataları Oğuz Kaan’ın ideallerini Peygamberimizin Kostantinapolis’in fethinin stratejik bir hedef ol

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2653 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 623
Asya 98 1042
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1354 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 286
Orta Doğu 22 597
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 177
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2016 ) Etkinlik ( 79 )
Alanlar
Türkiye 79 2016

Ülkelerin, ülke olabilme kavramlarında üç tane önemli tanımlama yapılmaktadır. Bunlar, Kara, Deniz ve Hava ülkesi tanımı ve olabilme niteliklerini oluşturmaktadır. Denizlere kıyısı olan denizci ülkeler için karadaki menfaatlerinin hukuki niteliğinin sınırları, ülkenin kara sınırları içerisindedir.;

Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği; karbon monoksit gibi, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla oluştuğu düşünülen sera etkisinin, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasıyla oluşan iklimin değişikliğini ifade etmekte. ;

Türkiye’de Balkanların çoğunlukla manevi kodlar üzerinden kamuoyunda ve literatürde tarif edildiği görülmektedir. Yaklaşık 550 yıl süren Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyeti, ister istemez günümüze bazı miraslar bırakmıştır. ;

Bir süredir TASAM bünyesinde kaleme aldığımız değerlendirmelerde, genel manada Balkanlar’da ama en sıcak ve kırılgan bölge olarak Bosna Hersek’te devam edegelen zoraki barış yıllarının büyük ölçüde zarar gördüğü yeni bir döneme girdiğimizi; bunun saiklerini de klasik post soğuk savaş dönemi uygulama...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı 2020’de sunulan tebliğler “Kovid-19 Sonrası Geleceğin Güvenlik Kurumları ve Stratejik Dönüşüm” adıyla e-kitap olarak yayımlandı.;

TASAM Yayınları, Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2020’nin bildirilerini “Atlantik’ten Hint Okyanusu’na Geleceğin İnşası- Building Future From Atlantic to Indian Ocean” ismiyle kitaplaştırdı.;

Küresel denge ve denetleme için II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan uluslararası kurumlar ve güvenlik anlayışı zaman ilerledikçe çağımızın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veremez hâle gelmektedir. 1980’lerde başlayan son küreselleşme dalgasının derinleşmesi, küresel düzeyde daha önce benzeri görülmemi...;

Doğu ve Batı arasında süren tarihî mücadelenin şüphesiz ilk sebebi dördüncü iklimin yani medeniyetlerin doğduğu hattın bu mücadele çizgisinin tarihî coğrafyasını oluşturmasıdır. ;

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

DTF Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

DTF Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 25 May 2022 - 25 May 2022
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.