Türkiye Avrasya’daki Kuruluşlarla İlişkilerinde Nerededir?

Makale

Türkiye 20. yy.ın sonlarında, daha açık bir ifade ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin dağılmasından sonra, başta Türk cumhuriyetleri ile olmak üzere komşu Kafkasya bölgesi, Orta Asya ülkeleri ile yakından ilgilenmeye başlamıştır. SSCB’nin dağılma sürecinde egemenlik ve bağımsızlıklarını tanıyan ilk ülkeler arasında yer alarak, dış politikasında o güne kadar yürüttüğü çok temkinli politikalarını aşmıştır...

Türkiye 20. yy.ın sonlarında, daha açık bir ifade ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin dağılmasından sonra, başta Türk cumhuriyetleri ile olmak üzere komşu Kafkasya bölgesi, Orta Asya ülkeleri ile yakından ilgilenmeye başlamıştır. SSCB’nin dağılma sürecinde egemenlik ve bağımsızlıklarını tanıyan ilk ülkeler arasında yer alarak, dış politikasında o güne kadar yürüttüğü çok temkinli politikalarını aşmıştır. 1989’da soğuk savaşın sona ermesi de bu cesur adımda etken olmuştur. Türkiye bir NATO üyesi olarak artık eski sosyalist ülkelerle sıkı işbirliği geliştirmekten çekinmemeye başlamıştır.

Türkiye her ne kadar Avrupa Birliği eksenli dış politikasından, yani Avrupa Birliği (AB) üyesi olma hayalinden vazgeçmemekle beraber, komşu Kafkasya ve Orta Doğu ülkeleri ile de ilişkilerini geliştirme politikaları uygulamaya başlamıştır. Bunu neticesi olarak iş adamlarımız başta Rusya Federasyonu olmak üzere Türk cumhuriyetlerinde, hatta Uzak Doğuda Çin’de yeni iş imkanları aramaya başlamışlar. Bu uğraş neticesinde bilhassa inşaat, gıda ve giyim sektöründe başarılara imza atmışlardır. Bu ülkelerle ticaret hacmimiz geçmiş yıllarla mukayese edildiğinde inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.

AVRASYA KONSEPTİ
1917 Ekim ihtilalinden sonra Rusya’dan yabancı ülkeler kaçarak sığınan bir takım aydınlar tarafında geliştirilen bu görüş aslında komünizm ideolojine karşı bir cevaptı. Belli başlı temsilcileri Prens Nikolay Trubetzkoy, P.N. Savitsky, PP. Suhçinsiy, D.S. Mirsky, P. Arapov ve S. Efron idi. Nikolay Berdyayev’in “ Rus Komünizminin kaynakları ve anlamı“ adlı eseri Avrasyacıların doktrinini anlamak için bir kaynak mahiyetindedir. Avrasyacılar Batı Avrupa’nın değerleri yerine Ortodoks Rus değerlerini destekliyorlardı.

SSCB’nin yıkılması ile ortaya çıkan yeni Avrasyacılar ise Rusya’nın batıdan ziyade doğuda olması gerektiğini savunmaya başladılar. En önemli temsilcisi başta Lev Gumilyov ve son temsilcisi ise Avrasya partisini kuran Aleksandr Dugin’dir. Gumilyov teorisini ırkların yapısına dayandırıp, Ruslar da dahil aralarında Türki dillerde konuşan Orta Asya göçerlerin de bulunduğu Avrasya bozkırı halkları “süper etnos (ruh, karakter)“ sahibi olarak batılılardan farklıdır tezini ileri sürer.

Türkiye’de bu tabir henüz çok gençtir. Bilimsel olmaktan ziyade siyasi bir görüş içerir. Avrasya denilince akla Türkiye, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, İdil-Ural bölgesi ve Afganistan’ın kuzeyini içeren genellikle Türk halklarının yaşadığı coğrafya akla gelir. Dolaysıyla Türk Dünyası tabiri ile Avrasya tabiri örtüşürler. Siyasetçiden siyasetçiye bu görüş bazı farklılıklar gösterirse genelde Avrasya’yı içeren bölgeler yukarıdaki gibidir.
Diğer bir ifade ile Avrasya konsepti konusunda Rus ve Türk görüşleri arasında ayrılan hususlar vardır. ABD ve batıda ise bu konsept aslında SSCB’nin dağılmasından sonra bağımsız olan ülkeleri içerir ve daha ziyade ekonomik anlam taşır.


RUSYA FEDERASYONU TÜRKİYE İLİŞKİLERİ
Avrasya ne şekilde algılanırsa algılansın, SSCB’nin dağılmasından sonra dünyada büyük siyasi ve ekonomik değişiklikler olduğu bir gerçektir. Türkiye de bu değişen şartlarda Avrasya’da da rol almaya başlamıştır.
Tabii eski Sovyet cumhuriyetleri arasında en büyük ticaret ortağımız, gerek yer altı gerek yer üstü zenginlikleri açısından en güçlüsü olan, Rusya Federasyonu (RF) olmuştur. Bir tarafta enerji, petro-kimya ürünleri, diğer taraftan inşaat, tekstil ve gıda ürünlerine dayalı ticaretimiz dolaysıyla RF en önemli ticaret ortağımız durumuna ulaşmıştır. Böylece ticari ortaklıkta on yıllarca ilk sırayı alan Federal Almanya ikinci konuma düşmüştür.Ancak RF ile olan ticaret oldukça aleyhimize gelişmektedir. 2007 yılında RF’a ihracatımız 4.727.000, ithalatımız ise 23.508.000 Amerikan doları olmuş, yani ülkemiz (-) 18.702.000 dolarlık bir açık vermiştir. 2008 yılının sırf ilk dört ayında ise bu açık daha da artmış (-) 8.386.000 Amerikan doları olmuştur.

RF-na ticari bağımlılığımız artmasına rağmen, karşı tarafın Türk müteşebbislerine engelleri son zamanda çoğalmıştır, vize almaktaki sıkıntılara ek olarak, ihraç mallarımıza değişik kısıtlamalar konulmakta, RF gümrüklerde mallarımız uzun süreler bekletilmektedir. Türkiye ise, diğer ülke vatandaşlarına olduğu gibi Rusya vatandaşlarına da 20 Amerikan doları karşılığında giriş kapılarında vize vermektedir.

Türkiye’nin Rusya ile ilgisinin ancak ticari değil, insani, dini ve kültürel boyutu da vardır. Bir turist ülkesi olan Türkiye Rus turistlerini de celp etmiş, 2007 yılında RF’dan gelen turistlerin sayısı 2,5 milyona yaklaşmıştır. Bu yılda gelen toplam 13 milyon turist arasında Rus turistler ikinci sırayı almışlardır. Ancak 2008 sonlarında ortaya çıkan küresel krizin bu yıl bu sayıyı negatif olarak etkilemesi beklenmektedir.

Turizm dışında Ruslarla Türkler arasında evlilikler de artmıştır. Bu evliliklerin sayısı on binleri aşmış ve bu karma evliliklerden dört-beş bin çocuk da dünyaya gelmiştir. Bu nevi sosyal ilişkiler hiç şüphesiz toplulukları birbirine yakınlaştırmaktadır. Tabii ki Türkiye’nin RF ile ilgisi yalnız Slav kökenli Ruslara değil, bu coğrafyada yaşayan aynı dine ve aynı ırka mensup olduğu değişik Türki ve Kafkasyalı topluluklara da vardır. Türkiye Cumhuriyeti on yıl kadar önce Tataristan’ın başkenti Kazan’da bir Başkonsolosluk açmış bulunuyor, ayrıca THY’nun bu şehre haftada iki seferi bulunuyor. Kazan İstanbul, Eskişehir ve Balıkesir şehirleri ile kardeş şehir konumunda. Ayrıca Rusya’dan Türk kökenli bir miktar öğrenci Türk üniversitelerinde okuyor, değişik kurumlar, üniversiteler ve İslam Konferansı Örgütünün (İKÖ) kültür kurumu Research Centre for Islamic History, Art and Culture (IRCICA)’ın Kazan ile Ufa’da kongreler düzenlediğini de biliyoruz. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün bu yılda RF’na yaptığı resmi ziyaretinin bir ayağını da Kazan teşkil etmişti. Ancak RF yönetiminin son yıllarda değişik Türki ve diğer azınlıkların hak ve hukuklarını kısıtlamaya başlaması ülkemizde hoş karşılanmıyor.

Diğer yandan RF’nın Kafkasya’da oynadığı rol Türkiye’nin menfaatleri ile pek de örtüşmüyor. Ağustos 2008’de Rus ordularının Gürcistan’a girmesi Türkiye’yi hayli tedirginlik yaratmıştı. Gene de Ankara bu bölgede Rusya’nın onayı olmadan pek fazla bir şeyler yapılamayacağının farkında. Son haftalarda (Nisan 2009) Türkiye’nin Ermenistan ile yakınlaşma diplomasisi yüzünden bu bölgedeki en yakın müttefiki Azerbaycan’ın Devlet Başkanı İlhan Aliyev’in apar topar Moskova’ya giderek petrolünü Moskova’ya satma teklifi de Ankara’yı rahatsız eden diğer bir husus oldu. Oysaki Türkiye Baku-Tiflis-Erzurum hattı ve diğer hatlardan gelecek doğal gazı Nabucco projesine bağlamak ve böylece Avrupa için bir transit enerji koridoru oluşturmayı arzulamaktadır. Ancak bölgede güvenlik sağlanmadan, büyük yatırımlara girişmek tehlikeye girebilir. Türkiye’nin Kafkasya İstikrar Paktı teklifi kabul edilmemiş olması, RF bölgede tek söz sahibi olma arzusunun göstergesidir.

Bütün bunlara rağmen Ankara Moskova ile dostluk ilişkilerini sürdürmeye önem vermektedir. RF’nun İslam Konferansı Örgütüne (İKÖ) gözlemci üye olması konusunda Türkiye ağırlığını koymuştur. Bugün Cidde’de RF’nu Kazan şehrinin eski belediye başkanı Kamil İshakov temsil etmektedir.



AVRASYA ÜLKELERİNİN ÜYE OLDUĞU İŞBİRLİĞİ KURUMLARI

Bağımsız Devletler Topluluğu
SSCB’nin dağılması ile kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu (Commowealth of Independent States: CIS, ??????????? ??????????? ??????????: ???) eski Sovyet cumhuriyetleri arasında işbirliğini sürdürmeyi öngörmekteydi. Ancak üç Batlık ülkesi Letonya, Litvanya ve Estonya başından itibaren BDT’na katılmadılar. Gürcistan ise Rusya’nın askeri hareketinden sonra 12 Ağustos 2008’de bu ittifaktan ayrıldığını bildirdi. Böylece BDT on bir ülkenin üyesi olduğu bir topluluğa dönüştü. BDT üye ülkeler arasındaki sürtüşmeleri çözemediği için pek de başarılı sayılmaz. Gürcistan olayı dışında Ermenilerin Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesini ve ona ulaşan koridoru 1993’ten beri işgal altında tutmaları da başarısızlığın örneklerini teşkil ederler.

Şanghay İşbirliği Örgütü
SSCB’nin dağılmasından sonra Avrasya’da kurulan ikinci önemli örgüt ise Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ veya Shanghai Cooperation Organization:SCO, ?????????? ??????????? ?????????????? :???) olup, 1996’da kurulmuş ve 2001’de Özbekistan’ın da katılmasıyla bugünkü adını almıştır. Üyeleri arasında askeri ve ekonomik açıdan güçlü iki ülke RF ile ÇHC’nin dışında Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, yani Türkmenistan dışındaki diğer Orta Asya cumhuriyetleri bulunmaktadır. Örgütün gözlemci üyelerinin İran, Hindistan, Pakistan ve Moğolistan’ın, misafir olarak da Afganistan, ASEAN ve BDT’nin davet edilmesi bu örgütün önemini vurgular. Başlıca güvenlik konularında işbirliğini öngören örgütte Türkiye’nin de gözlemci veya misafir olarak katılması Avrasya ülkeleri arasındaki işbirliğini geliştirmede yararlı olabilirdi. Ne de olsa Türkiye Afganistan’da bulunan NATO güçlerinin bir üyesi ve bölge ile ilgisi de bilinmektedir. Türkiye halen Uluslar arası Güvenlik Yardım Kuvveti (UGYK) harekatına yaklaşık 780 personel ile katkıda bulunmaktadır. Türk Birliği içerisinde birer Arnavutluk ve Azerbaycan Takımı da yer almaktadır. NATO ile ŞİÖ birbirine rakip konumunda ve fazla ortaklıkları olmadığından Türkiye ŞİÖ’ye (Türkiye’nin başvurmasına rağmen) gözlemci veya misafir olarak dahi davet edilmemiştir.

Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü
Güvenlik anlamında BDT ülkelerinin NATO muadili örgütlerinin adı Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ veya Collective Security Treaty Organization: CSTO, ??????????? ???????? ? ???????????? ????????????: ??K?) 7 Ekim 2002’de Belarusya, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, RF ve Tacikistan devlet başkanlarının katılımı ile kurulmuştur. Diğer adı ile “Taşkent Antlaşması“ da olan örgüt 23 Haziran 2006’da (Özbek parlamentosu antlaşmayı 28 Mart 2008’de onayladı) Özbekistan’ın da katılmasıyla yedi ülkeden oluşan bir güvenlik örgütüne dönüştü.
Örgüt ana prensip olarak askeri-siyasi caydırma için kurulduğunu belirtir. Üye ülkeler hiçbir ülkeyi düşman görmezler ve KGAÖ’nün prensip ve maksatlarını paylaşan her ülkeye açıktır. Örgütün ana gayesi üyelerin saldırı kurbanı olması dahil her türlü güvenliğini sağlamak için askeri-siyasi işbirliğidir.
Örgütün en göze çarpan askeri harekatı 2008 yılında gerçekleşmiştir. "Sınır-2008" isimli Ermenistan’da on gün süren tatbikata Rusya, Ermenistan ve Tacikistan’dan 4000 asker katılmıştı. Ermenistan Savunma Bakanı Seyran Ohanyan, böyle geniş çaplı ortak bir askeri tatbikatın BDT Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü tarihinde bir ilk olduğuna işaret etmişti.
Rusya’nın Gürcistan’a karşı düzenlediği askeri harekattan sonra danışman Gleb Pavlovsky KGAÖ’nün “Gürcistan gibi sınırları değiştirmek isteyen saldırgan revizyonist bir ülkeye karşı“ Rusya’ya yararlı olabileceğini söylemişti (bk. Interfax 4 Şubat 2009). Ancak örgüt üyeleri Abhazya ile Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımadılar. Belarusya bu nevi askeri harekatlara katılmayacağını bildirdi.
Bu şekliyle örgüt BDT ülkelerinin güvenlik ve savunma örgütü konumunda ve NATO muadili bir askeri yapılanmadır. Son toplantısını 30 Nisan 2009’da Moskova’da dönemin başkanı Ermenistan temsilcisi nezaretinde gerçekleştirmiştir. NATO da RF’nun Gürcistan askeri harekatına cevap olarak Gürcistan’da 11 Mayıs ile 1 Haziran 2009 arasında bir tatbikat başladı. "Cooperative Longbow -Cooperative Lancer 09" tatbikatına Türkiye, ABD, İngiltere, Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan, Yunanistan, Kanada, Arnavutluk, Bosna Hersek, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, İspanya, Makedonya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden bine yakın personel katıldı. Letonya, Estonya, Moldova, Sırbistan ve Kazakistan ise tatbikata katılmayacaklarını açıklamıştı. Ermenistan ile RF da katılmayacaklarını, Moskova bunun provokasyon olduğun açıkladı. Buna göre BDT ülkelerinden Gürcistan (eski BDT üyesi), Azerbaycan ve Ukrayna bu tatbikatta yer alıyor. RF’nu NATO ile işbirliğine çekme gayretleri ise son zamanlarda sekteye uğradı. Kısacası BDT’nin en etkili askeri ortaklık programı Moskova’nın arzuladığı şekilde gelişmemektedir. Bunda belki de Rusya’nın ortaklarına danışmadan diğer bir ülkeye karşı güç kullanması da etkili olmuştur. Çünkü dün Gürcistan’ın başına gelenin ertesi gün kendi başlarına gelmem garantisine sahip değillerdir.

Ekonomik İşbirliği Örgütü
Avrasya bölgesindeki diğer bir örgüt EİÖ (Ekonomik İşbirliği Örgütü, Economic Cooperation Organization: ECO) ise başta 1985’te İran, Türkiye ve Pakistan tarafından kurulmuş, 1992’de Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın katılımı ile dokuz ülkenin katıldığı bir ticari örgüte dönüşmüştür. Bu üyelerden Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan aynı zamanda ŞİÖ’nün tam, İran ve Pakistan gözlemci, Afganistan ise misafir üyesidirler. Buna ek bu üç Orta Asya cumhuriyeti KGAÖ’nün de üyesidirler.

Avrasya Ekonomik Topluluğu
Avrasya Ekonomik Topluluğu (AET veya EurAsEC) Ekim 2000’de RF, Belorusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın katılımı ile kurulmuştu. Ocak 2006’da Özbekistan’da AET’ye katıldıysa da, 2008 yılının Kasımında bu topluluktan ayrıldı. Başta BDT ülkeleri arasında gümrük birliğini oluşturmak için değişik adlarda kurulan topluluk en son olarak Özbekistan’ın ayrılmasıyla beş ülkelik bir topluluktur. İlk başlarda Türkiye bir gözlemci statüsüne sahipse de, şimdi bir ilişkisi kalmamıştır. Gerek EİÖ gerek AET bölgede ekonomiyi ve ticareti geliştirmede pek de başarılı oldukları söylenemez.

TÜRKİYE’NİN AVRASYA İLE İLGİLİ FAALİYETLERİ
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü

Merhum cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın da inisiyatifi ile 25 Haziran 1992’de on bir devlet başkanının İstanbul zirvesinde Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütünün (KEİ) (BSEC: Black Sea Economic Cooperation) temeli atıldı. Çok büyük ümitler bağladığımız bu örgütün Daimi Sekreterliği ise 1994 Martından beri İstanbul’a taşındı. On iki üyenin altısı (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Moldova, RF, Ukrayna) eski SSCB (Gürcistan harici hepsi bugünkü BDT) cumhuriyetleri, dördü eski sosyalist (Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan) ülkelerdir. KEİ’de NATO bloğunun iki eski üyesi, yani Yunanistan ile Türkiye, iki yeni (Bulgaristan, Romanya) bulunmaktadır. Ayrıca bu son üçü aynı zamanda AB üyesidir. Bu örgüt de üye ülkeler arasında büyük bir ekonomik işbirliği gerçekleştirememiş, eskiden olduğu gibi ticaret ve ekonomik işbirlikleri ülkeler arasında ikili antlaşmalar çerçevesinde yapılmaktadır.

Türk Dili Konuşan Ülkeler (veya cumhurbaşkanları) zirvesi
Türkiye ve diğer Türki cumhuriyetler ilk yıllardaki heyecanlarını kaybederek daha gerçekçi politikalar uygulamaya başlamışlardır. Avrupa Birliği modelinde Ortak Türk Pazarı kurma hayal olmuştur. Türk Dili Konuşan Ülkeler (veya cumhurbaşkanları) zirvesinin ilki 1992’de sonuncusu beş yıl aradan sonra 2006’da yapılmıştır. Bu zirvelere ülkeler arasındaki ilişkilerin durumuna göre hepsine bütün devlet başkanları katılmamıştır. Bu toplantılardan belirgin sonuçlar çıkmamıştır.


Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı
Sivil toplum hareketi şeklinde algılanabilecek benzer bir kurultay ise başta Milliyetçi Hareket Partisinin inisiyatifi ile gerçekleştirilen “Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı“ veya kısacası Türk kurultayı ancak bağımsız değil, diğer Türk topluluklarının temsilcilerinin de katıldığı toplantılar şeklinde sürmüş. On birincisi 2007’de Baku’de yapılmıştır. Bu toplantılarda sorunlar tartışılmış, ancak her hangi bir sonuca ulaşılamamıştır.

Avrasya Ekonomi Zirveleri
Avrasya ile ilgili bir diğer oluşum gene bir sivil toplum örgütü olan Marmara Gurubu Vakfı tarafından 6-8 Mayıs 2009’da on ikincisi düzenlenen “Avrasya Ekonomi Zirveleridir“. İlki 1998’de gerçekleşmiş, Türk hükümetleriyle iyi diyalogu olan vakıf başkanı Akkan Suver bu zirvelerle Avrasya düşüncesini canlı tutmaya çalışmaktadırlar. Ancak bu zirvelerin her hangi işbirliğine yol açtığı da pek söylenemez.

Türk İşbirliği ve Kalkınma Başkanlığı
Bağımsız Türk cumhuriyetlerinin ortaya çıkmasıyla 1992’de 4668 sayılı yasa ile Türk İşbirliği ve Kalkınma Başkanlığı (TİKA) adıyla yeni bir kurum meydana getirildi. Başta 200 kadar kişilik kadro verilen ve Dışişlerinin yan organı gibi çalışan bu kurum daha sonra Başbakanlığa bağlandı. Gayesi başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere, gelişme yolundaki ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelerle ekonomik, ticari, teknik, sosyal, kültürel, eğitim alanlarında işbirliğini projeler ve programlar aracılığı ile geliştirmekti. . Ancak son yıllarda bu kurum gayesinin dışına çıkarak, yani Avrasya dışında Türkiye’nin ilgi gösterdiği ülkelerde bürolar açan bir teşkilata dönüştü. Şu anda TİKA’nın yirmi ülkede koordinatörlükleri bulunmaktadır. Bunlardan beş adedi eski Osmanlı coğrafyası veya eski Yugoslavya Sosyalist Federasyonu üyesi (Arnavutluk hariç, Bosna-Hersek, Karadağ, Kosova, Makedonya), dördü ise biri Orta Doğu (Filistin) kalanları Afrika (Etiyopya, Senegal, Sudan) ülkeleridir. Dolaysıyla bu resmi kurum hem Avrasya hem de diğer bölgelerle ilgilenmek zorunda kalmış bulunmakta, dolaysıyla gücü bölünmüştür.

Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi
Türkiye’nin dünyaya yönelik ekonomik faaliyetleri ise 1988 yılında kurulan Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi (DEİK), 5174 sayılı kanunun 58. maddesine dayanılarak hazırlanan ve 23 Haziran 2008 tarihinde yürürlüğe giren yönetmelik uyarınca yeniden yapılanmıştır. DEİK, Türkiye’nin önde gelen birlik, dernek, vakıf gibi özel sektörü temsil eden kurucu kuruluşlardan oluşmaktadır. Bu kuruluşun Avrasya’ya yönelik RF, Ukrayna ve Türk cumhuriyetleri olmak üzere her ülke için birer işbirliği konseyi bulunmaktadır. DEİK üyelerine bilgi aktararak müteşebbislerin faaliyetlerine yardımcı olmaktadır.

SONUÇ
Türkiye 1991 yılında bölgesinde ortaya çıkan yeni siyasi oluşumundan gücü ve bilgisi nispetinde yararlanmaya çalıştı. Başta kendi bünyesi içinde TİKA gibi resmi kurumlar kurdu, Türk cumhuriyetlerine yönelik kültür politikaları oluşturdu. Örnek vermek gerekirse bu coğrafyadan 10 bin öğrenciyi Türkiye’ye davet etti. Kazakistan’da (Ahmet Yesevi Kazak-Türk) ve Kırgızistan’da (Manas Kırgız-Türk) Üniversite açtı. Bunun dışında Avrasya coğrafyasında devletin ve özel kuruluşların Türk liseleri açıldı. Tabii ki bu teşebbüslerin çoğu Avrasya’yı özel olarak Türk cumhuriyetlerini öğrenme safhasında olduğundan pek fazla başarılı olamadı. Çünkü şartlar ilişkileri doğal mecrasına götürdü. Ülkelerin kendi menfaatleri üstün çıktığında bir takım vaat veya retoriklerin pek de anlamı olmadığı anlaşıldı. Buna rağmen bir takım dostlukların elde edilmesi kazanç hanemize yazılabilir.

Türkiye gene Avrasya coğrafyasında en güçlü ve ortak menfaati olan ülkelerle ikili ilişkilerini geliştirecektir. Dolaysıyla Avrasya Ortak Pazarı, Türk Birliği gibi hayallerini daha uzun yıllar rafa kaldıracaktır. Çünkü dış politika ve dış ekonomik ilişkiler gerçek şartlara göre uygulanmak zorundadır. Bu coğrafyanın en güçlüsü RF bizim hoşumuza gitmeyecek ne yapsa da biz onunla ilişkilerimizi barışçıl şekilde sürdürmeye özen göstereceğiz. Bu arada bölgesel işbirliklerini canlandırma faaliyetlerimiz de sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü mantık ve ülkemizin menfaatleri bizden bunu talep ediyor.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2653 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 623
Asya 98 1042
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1354 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 286
Orta Doğu 22 597
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 177
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2016 ) Etkinlik ( 79 )
Alanlar
Türkiye 79 2016

Ülkelerin, ülke olabilme kavramlarında üç tane önemli tanımlama yapılmaktadır. Bunlar, Kara, Deniz ve Hava ülkesi tanımı ve olabilme niteliklerini oluşturmaktadır. Denizlere kıyısı olan denizci ülkeler için karadaki menfaatlerinin hukuki niteliğinin sınırları, ülkenin kara sınırları içerisindedir.;

Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği; karbon monoksit gibi, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla oluştuğu düşünülen sera etkisinin, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasıyla oluşan iklimin değişikliğini ifade etmekte. ;

Türkiye’de Balkanların çoğunlukla manevi kodlar üzerinden kamuoyunda ve literatürde tarif edildiği görülmektedir. Yaklaşık 550 yıl süren Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyeti, ister istemez günümüze bazı miraslar bırakmıştır. ;

Bir süredir TASAM bünyesinde kaleme aldığımız değerlendirmelerde, genel manada Balkanlar’da ama en sıcak ve kırılgan bölge olarak Bosna Hersek’te devam edegelen zoraki barış yıllarının büyük ölçüde zarar gördüğü yeni bir döneme girdiğimizi; bunun saiklerini de klasik post soğuk savaş dönemi uygulama...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı 2020’de sunulan tebliğler “Kovid-19 Sonrası Geleceğin Güvenlik Kurumları ve Stratejik Dönüşüm” adıyla e-kitap olarak yayımlandı.;

TASAM Yayınları, Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2020’nin bildirilerini “Atlantik’ten Hint Okyanusu’na Geleceğin İnşası- Building Future From Atlantic to Indian Ocean” ismiyle kitaplaştırdı.;

Küresel denge ve denetleme için II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan uluslararası kurumlar ve güvenlik anlayışı zaman ilerledikçe çağımızın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veremez hâle gelmektedir. 1980’lerde başlayan son küreselleşme dalgasının derinleşmesi, küresel düzeyde daha önce benzeri görülmemi...;

Doğu ve Batı arasında süren tarihî mücadelenin şüphesiz ilk sebebi dördüncü iklimin yani medeniyetlerin doğduğu hattın bu mücadele çizgisinin tarihî coğrafyasını oluşturmasıdır. ;

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

DTF Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

DTF Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 25 May 2022 - 25 May 2022
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.