Makedonya’nın NATO’ya Üyelik Süreci ve Yunanistan’ın “İsim Vetosu”

Yorum

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin 1991 yılında başlayan parçalanma süreci neticesinde Balkanlar bölgesinde yedi yeni devlet ortaya çıktı: Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Sırbistan, Karadağ ve en son olarak Kosova....

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin 1991 yılında başlayan parçalanma süreci neticesinde Balkanlar bölgesinde yedi yeni devlet ortaya çıktı: Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Sırbistan, Karadağ ve en son olarak Kosova.

Bugünkü Makedonya Cumhuriyeti, 1945-1991 döneminde Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’ni oluşturan altı federe “Sosyalist Cumhuriyet“ten birisiydi. Slovenya ve Hırvatistan’ın Haziran 1991’de bağımsızlıklarını ilan etmelerini takiben Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti, Eylül 1991’de bağımsızlığını resmen ilan etti ve Yugoslav Birliği’nden ayrıldı.

Yaklaşık 25 bin km karelik yüzölçümü, 2 milyonluk nüfusu (2005), 17 milyar dolarlık GSMH’sı (2007) ve kişi başına düşen 8 bin dolarlık milli geliri (2007)1 ile Makedonya Cumhuriyeti, bağımsızlık ilanından itibaren dış politikada kendisine iki hedef belirlemiştir: Avrupa Birliği (AB) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (North Atlantic Treaty Organization – NATO).

Makedonya, ekonomik gücünü ve refah seviyesini geliştirmek amacıyla Avrupa Birliği’ne katılmayı, ulusal güvenliğini sağlamak amacıyla da NATO’ya üye olmayı iki hayati dış politika hedefi olarak belirlemiştir. Ayrıca bu iki yapıya katılım, Üsküp tarafından, devletin ekonomik ve politik istikrarı için de gerekli ve zorunlu olduğu düşünülüyor.

Bu amaçla Makedonya Mart 2004’te AB’ye üyelik başvurusu yaptı. Bir ay sonra iki taraf arasında “İstikrar ve Ortaklık Anlaşması (İOA)“ imzalandı ve Makedonya’ya “AB üyeliğine potansiyel aday ülke“ statüsü verdi. Bu tarihten itibaren AB – Makedonya ilişkileri İOA çerçevesinde ilerlemektedir. Makedonya, Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı “Makedonya için Geçiş Ortaklığı“nda listelenen son 8 kriteri Mart 2008 itibariyle karşılamış durumdadır. Dolayısıyla Makedonya ile AB arasında tam üyelik müzakere sürecinin başlatılmaması için kriterler bakımından herhangi bir engel ve gerekçe mevcut değildir.

Makedonya ayrıca NATO’nun aday ülkeler için uyguladığı Barış için Ortaklık (PfP) programına 1995 yılında katıldı. Bu tarihten itibaren NATO ile Makedonya arasındaki ilişkileri PfP kapsamında yürütüldü ve süreç içerisinde Makedonya, kendisinden talep edilen reformları gerçekleştirdi. Böylece örgüte katılım için aranan kriterlerin tamamını karşıladı. Makedonya, ayrıca NATO’nun dünyanın değişik yerlerinde (örneğin Bosna-Hersek, Afganistan, Lübnan) gerçekleştirdiği askeri operasyonlara mürettebatı ile katılmış ve destek vermiştir. Makedonya Güneydoğu Avrupa Barış Operasyonu Birimi (SEEBRIG) bünyesinde de yer almaktadır. Yani kriterler ve izlenen politika bakımından Makedonya’nın NATO’ya katılmaması için hiçbir engel ve gerekçe yoktur.

Fakat hem AB ile Makedonya arasında tam üyelik müzakere sürecinin başlatılması hem de NATO’ya katılım Yunanistan tarafından engelleniyor. Nisan 2008’de Bükreş’te toplanan NATO Zirvesinde, bu örgüte katılmak isteyen diğer iki Balkan devleti olan Arnavutluk ve Hırvatistan’a örgüte katılım daveti çıktı. Başta ABD ve Türkiye olmak üzere tüm NATO üyeleri aslında Makedonya’nın örgüte katılımına sıcak bakıyor ve bu konuda Makedonya’yı destekliyor. Fakat Yunanistan Makedonya’nın NATO’ya katılmasına karşı çıkıyor. Nitekim Yunanistan’ın karşı çıkmasından dolayı Nisan 2008 Bükreş zirvesinde Makedonya’ya örgüte katılım daveti verilmedi.

Yunanistan’ın Makedonya’nın NATO’ya katılımını engellemesinin nedeni, bu iki devlet arasında halen sürmekte olan ve bir türlü çözüme kavuşturulmamış olan “isim anlaşmazlığı“dır.

Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti, “Makedonya Cumhuriyeti“ olarak bağımsızlığını ilan etti ve Yugoslavya’dan ayrıldı. Yunanistan, Makedonya’yı tanımadı ve bu isim altında (Makedonya Cumhuriyeti olarak) tanımayacağını açıkladı. Ardından Yunanistan Makedonya’ya karşı 1995 yılına kadar sürecek olan ticaret ve ekonomik ambargo başlattı. Ayrıca Yunanistan, Makedonya’nın AB yardım fonlarından faydalanmasını önledi.2 ABD’nin Makedonya’yı “Makedonya Cumhuriyeti“ adıyla tanımasının hemen ardından, Kasım 2004’te, Yunanistan hükümeti, Makedonya’nın NATO’ya veya AB’ye üye olma girişimlerini veto edeceğini açıkladı. ABD’nin devreye girip baskı yapması sonucunda, 13 Eylül 1995 tarihinde New York’ta Yunanistan ile Makedonya arasında 23 Maddelik “Geçici Anlaşma (Interim Accord)“ imzalandı. Bu “geçici anlaşma“ya ve “geçici çözüm“e göre Yunanistan yeni bağımsızlığını kazanmış devleti “Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya“ adıyla tanıdı ve uyguladığı ambargoyu kaldırdı. Ayrıca Yunanistan, Makedonya’nın uluslararası örgütlere üyeliğine karşı vetosunu kaldırmayı kabul etti. Buna karşılık Makedonya, Yunanistan’ın talepleri doğrultusunda kendi bayrak ve anayasasında bazı değişiklikler yaptı. Geçici Anlaşma’ya göre “İsim Sorunu“ dahil tüm ikili sorunlar dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde barışçıl yollarla çözülecek. Ayrıca her iki taraf, bugünkü mevcut sınırlarının ötesinde hiçbir tarihsel hak iddiası ve toprak talebi ileri sürmeyecektir.3

1995 tarihli Geçici Anlaşma’dan sonra Yunanistan-Makedonya ilişkileri normalleşme sürecine girdi ve gelişme kaydetti. Örneğin; 2007 yılı itibariyle Makedonya’nın en önemli ikinci ticaret ortağı Yunanistan’dır.4 Nihai çözüme ulaşmak için ise Birleşmiş Milletler gözetiminde görüşmeler başlatıldı. Fakat bugüne dek her hangi bir nihai çözüme varılamadı.5

Yunanistan’ın baskısından ve vetosundan dolayı, Makedonya ancak “Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya“ adıyla BM, Avrupa Konseyi, AGİT, Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası örgütlere üye olabildi. Makedonya devleti, yine Yunanistan’ın baskısından dolayı (ve ayrıca Geçici Anlaşma’ya uygun olarak) AB ve NATO ile yürütmekte olduğu ilişkilerini “Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya“ adı altında yürütüyor. Günümüzde ABD, Çin, Türkiye ve Rusya dahil olmak üzere 120’yi aşkın devlet ise Makedonya’yı, bu devletin kendi anayasal ismi olan “Makedonya Cumhuriyeti“ olarak tanımaktadır.

Yunanistan’ın Makedonya’yı, “Makedonya Cumhuriyeti“ adıyla tanımak istemeyişinin nedeni tarihe dayanmaktadır:

Makedonya toprakları, 1913 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu içinde yer alıyordu. Balkan Savaşları’nda yenilgiye uğrayan Osmanlı Devleti, bu topraklardan geri çekildi. Ardından Makedonya’ya hakim olmak için Sırbistan, Yunanistan, Romanya ile Bulgaristan arasında savaş yaşandı. Ve nihayet 1913 yılında yapılan Bükreş Antlaşması neticesinde Makedonya topraklarının kuzey ve orta bölümünü Sırbistan Karalığı, güneyin Yunanistan Krallığı ve doğusunda küçük bir bölümü Bulgaristan Krallığı ele geçirdi. Daha sonradan, 1945 yılında, Yugoslavya Federasyonu kurulunca, Sırbistan Krallığı toprakları Yugoslavya içinde yer aldı. Sırbistan Krallığı’nın kontrolünde olan Kuzey Makedonya ise, Yugoslavya içinde ayrı bir federe devlet (Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti) olarak yeniden yapılandırıldı. Sosyalist Yugoslavya Federasyonu içinde yaşanılan bu yeniden yapılanma süreci ve dönemi, Makedon ulusal bilincinin, kimliğinin ve varlığını gelişmesi ve güçlenmesinde önemli rol oynadı.6

Yani 1913 yılında Makedonya toprakları Yunanistan, Sırbistan ve Bulgaristan arasında üçe bölünmüş oldu ve Makedonya’nın kuzey toprakları Yugoslavya Federasyonu içinde federe cumhuriyet olarak yer aldı. Bugün ise Makedonya toprakları, Yunanistan, Bulgaristan ve Makedonya Cumhuriyeti arasında bölünmüş durumdadır.

<<>>

Yunanistan’a göre, Yugoslavya’nın parçalanması sonrasında bir bağımsız “Makedonya Cumhuriyeti“nin kurulması, Yunanistan’ın topraksal bütünlüğü ve ulusal güvenliği için bir tehdit arz etmektedir. Çünkü “Makedonya Cumhuriyeti“, şu anda üçe bölünmüş olan tarihsel bir bölge olarak “Büyük Makedonya“yı çağrıştırıyor ve er ya da geç, Makedonya Cumhuriyeti, Yunanistan ve Bulgaristan içinde bulunan diğer “Makedon toprakların“ kendisine, yani “ana yurda“, katılmasını isteyecektir.7

Ayrıca Yunanistan’da, çoğunluğu ülkenin kuzey bölgesinde (merkezi Selanik olan Makedhonia bölgesi), yaklaşık 200 bin Makedon yaşamaktadır.8 Fakat Yunanistan kendi ülkesinde bir “ulusal Makedon azınlığın“ olmadığını iddia ediyor. Yunanistan’a göre, Makedonya Cumhuriyeti’nin varlığı, Makedon ulusal bilincini ve kimliğini geliştirecek, bu da Yunanistan içinde bir “Makedon ulusal azınlık problemi“ doğuracaktır.9

Yunanistan böyle bir “tehdit algılaması“ içindedir ve Makedonya’yı, “Makedonya Cumhuriyeti“ olarak tanımayacağını ısrarla vurgulamaktadır. Ayrıca Yunanistan, Makedonya’nın AB’ye ve NATO’ya girmesini de engellemeye çalışmaktadır. Yunanistan’ın bu konuda şimdiye kadar başarılı olduğu söylenebilir. Çünkü Yunanistan’ın karşı çıkmasından dolayı AB ile Makedonya arasında tam müzakere süreci bir türlü başlatılamıyor. Ayrıca Makedonya, tüm kriterleri ve kendisinden talep edilen şartları sağlamış olmasına rağmen, Yunanistan’ın vetosundan dolayı NATO’dan “örgüte katılım daveti“ alamıyor.
Yunanistan’ın Makedonya Cumhuriyeti’ne yönelik bu tutumu ve baskıcı dış politikası dört nedenden dolayı yanlıştır:

(1)Makedonya Cumhuriyeti’nin “Büyük Makedonya“yı kurmak gibi bir amacı ve gücü yoktur. Ayrıca Bulgaristan ve Yunanistan içinde yaşayan Makedon asıllı Yunanistan ve Bulgaristan vatandaşları da Makedonya Cumhuriyeti’ni “anayurt“ olarak görmüyorlar. Bu insanların “anayurda katılmak“ gibi bir arzuları ve hedefleri yoktur. Makedonya, Yunanistan ve Bulgaristan’da yaşayan Makedonlar, diğer tüm Balkan halkları gibi sadece ve sadece daha fazla barış, daha fazla demokrasi ve daha fazla ekonomik refah istiyorlar.

(2)Balkanlar etnik, dinsel ve dilsel bakımdan son derece heterojen bir yapıya sahiptir. Bu heterojen yapı, tüm Balkan halklarının ve ülkelerinin “ortak zenginliği“ olarak algılanırsa, Balkanlar’da barışın, demokrasinin, istikrarın ve ekonomik refahın teminatı haline gelir. Fakat bu heterojen yapı, devletler için bir “tehdit algılaması“na dönüşürse, Balkanlar’da güvensizliğin ve çatışmanın zeminine dönüşür. Yunanistan (ve tabiî ki diğer tüm Balkan devletleri) kendi içinde yaşayan diğer etnik, dilsel ve dinsel grupları “tehdit“ olarak değil, “zenginlik“ olarak algılamalıdır.

(3)Uluslararası hukuka göre her egemen devlet kendi anayasal adını seçme ve belirleme hakkına ve yetkisine sahiptir. Zaten bu hak ve yetki, egemen devlet olmanın özelliklerinden birisidir. Kendi anayasal adını seçemeyen ve belirleyemeyen devletin egemenliğinden söz edilemez. Ayrıca uluslararası hukuka göre, hiçbir devlet, bir başka devletin anayasal adını belirleyemez ve anayasal adın değiştirilmesini ilgili devletten talep etme hakkına sahip değildir.

(4)Yunanistan ile Makedonya arasında yapılmış olan 13 Eylül 1995 tarihli Geçici Anlaşma’nın 11. Maddesi’ne göre, Yunanistan, Makedonya’nın kendisine “Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya“ olarak atıfta bulunan uluslararası örgüt ve kurumlara üyelik başvurularına ve üyeliğine karşı çıkmamayı kabul ediyor. Makedonya, “Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya“ adı altında NATO’ya üye olmak istiyor. NATO da, Makedonya ile ilişkilerini “Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya“ adı altında yürütüyor ve bu ad altında Makedonya’yı kendi içine dahil etmek istiyor. Bu durumda, Yunanistan’ın, aralarındaki isim anlaşmazlığını gerekçe göstererek Nisan 2008 Bükreş Zirvesinde NATO’nun Makedonya’ya katılım daveti göndermesini veto edip engellemesi Geçici Anlaşma’ya aykırıdır. Yani Yunanistan, Nisan 2008 tarihli NATO Bükreş Zirvesinde Makedonya’nın üyeliğine karşı gelerek ve üyelik sürecini engelleyerek Geçici Anlaşma’nın 11. Maddesi’ne aykırı davranmış oldu.

Tüm bu nedenlerden dolayı Yunanistan’ın Makedonya’ya karşı uygulamış olduğu dış politika tavrı yanlıştır ve haksızdır. Bu yanlış ve haksız tavır, sadece Makedonya’nın dış ilişkilerine değil, aynı zamanda Balkanlar bölgesinde barışın, demokrasinin ve istikrarın tesisi ve geliştirilmesi sürecine zarar verir. Bu ise dönüp dolaşıp er ya da geç Yunanistan’ın kendisine zarar verir. Bu nedenle de Yunanistan, hem iki taraf arasında iyi ilişkilerin gelişmesi hem de bölgenin geleceği için bu yanlış ve haksız tavrını değiştirmelidir.

Makedon dış politikası kendisini Yunanistan’ın bu yanlış ve haksız tavrından koruyabilmek için 17 Kasım 2008 tarihinde Yunanistan’ı Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı’na şikayet etmiş bulunuyor. Çünkü Geçici Anlaşma’nın 21. Maddesi’ne göre; Geçici Anlaşma’nın uygulanması ile ilgili taraflar arasında bir faklılık veya anlaşmazlık ortaya çıktığında, taraflardan birisi, konuyu Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı’na götürme hakkına sahiptir. Yunanistan, Geçici Anlaşma’nın 11. Maddesi’ne aykırı davrandığı için, Makedonya Cumhuriyeti, Geçici Anlaşma’nın 21. Maddesi’ne dayanaraktan konuyu Uluslararası Adalet Divanı’na taşıdı.10

Bundan önceki örnekler gösteriyor ki, davanın üç yıldan önce sonuçlanması pek mümkün görünmüyor. Fakat Divan’ın bu konuda, er ya da geç, alacağı karar, (a) “İsim Anlaşmazlığı“nın çözüm şekline, (b) iki taraf arasındaki ilişkilere, (c) iki tarafın dış politika tavrına büyük etki edecektir.

Divan eğer Yunanistan’ın aleyhine ve Makedonya’nın lehine bir karar alırsa, Yunanistan artık “isim anlaşmazlığı“nı bahane ederek Makedonya’nın NATO’ya katılımını veto edemeyecektir. Gerçi kural olarak, taraflar Divan’ın verdiği karara uymak zorunda değillerdir. Yani kararın uygulanışı esas itibariyle tarafların iyi niyetine bırakılmıştır. Fakat şimdiye kadar Divan kararına tarafların uymadığı görülmemiştir.11 Yunanistan da kendisinin aleyhine çıkan karara uymamazlık edemez. Çünkü böyle bir şey yaptığı takdirde, Makedonya, “Divan’ın kararına uymadığı gerekçesiyle“ Yunanistan’ı BM Güvenlik Konseyi’ne şikayet edebilecektir. Bu durumda ise, Güvenlik Konseyi kararıyla Yunanistan’a yönelik yaptırım uygulanabilecektir.

Öte yandan, eğer Divan, Makedonya’nın aleyhine bir karar alırsa, Yunanistan’ın eli güçlenecektir. Bu durumda, Makedonya’nın Yunanistan’a rağmen NATO’ya girmesi ve hatta AB ile tam üyelik müzakere sürecini başlatması mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla eğer Divan’dan Yunanistan lehine bir karar çıkar ise, Makedonya, NATO’ya girebilmek ve AB ile tam üyelik müzakerelerini başlatmak için Yunanistan’ın taleplerine boyun eğmek ve daha çok taviz vermek zorunda kalacaktır. Fakat şahsen, Geçici Anlaşma’nın 11. ve 21. Maddelerini göz önünde bulundurduğumuzda, Divan’ın, Üsküp’ü “haklı“, Atina’yı ise “haksız" bulacağını düşünüyorum.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.